28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 16



Bugün 16. gün sorusu bizden liste istiyor.
Listeler benim işimdir ama bir sürü liste başlığım olmasına rağmen buraya ne yazsam bilemedim.

Yine bir liste günü, herhangi bir konuda 10 maddelik bir liste hazırla.
Artık konu sana kalmış.

Bu saate kadar düşünmeye de yazmaya da vaktim olmadı, şimdi oturdum ve önce yazılan listeleri okudum. Hepsine bayıldım, herkes ne kadar değişik listeler oluşturmuş. Soru aynı ama bakış açıları nasıl da farklı, işte en keyif aldığım kısım da bu..Birlikte aynı konu üzerine yazıyoruz ama hiçbirimiz aynı şeyleri yazmıyoruz, bir konuya 20'den fazla bakış açısı..harika bir şey bu..
Herkesi okuyamadım daha ama okuduklarımın arasından, en çok "önerimakineciğimin" listesi beni benden aldı. Şu sıralar yeni denemeler yeni tarifler peşinde koştuğum için olabilir :)

Ben de en iyi bildiğim şeyden bir liste oluşturayım o zaman, sevdiğim polisiye yazarları listeleyeyim. Ah 10 madde ile durmayı başarabilirim umarım, çünkü polisiye denince benim çene bir açılır, kapanmaz.

Sevdiğim Polisiye Yazarlar;

Agatha CHRİSTİE
Tabi bu hepimizin bildiği sevdiği yazar yeni keşif olmayacak ama onsuz başlayamazdım listeme.

Tami HOAG
Nasıl severim, nasıııll.. Özellikle Gece Günahları ve Günah Kadar Suçlu kitaplarına bayılırım.

Michael CONNELLY
Harry Bosh'lu bir kahramanı var, çok yakışıklı, yoo görmüyorum kafamda öyle:))

Robert CRAİS
Bütün kitaplarını sanki okumadım içinde yaşadım, öyle güzel yazıyor ki, onun da kahramanı Elvis Cole

James PATTERSON
Tüm kitapları muhteşem ama bir tane söyle dersen; Kedi ve Fare..

Patricia CORNWELL
Adli tıp kitaplarına bayılıyorsan, bu yazarı mutlaka okumalısın, ahh :)

Henning MANKELL
İskandinav polisiyesi seversen bu yazarı da seversin. Onun da yine kahramanı dedektif Wallender.

Ruth RENDELL
Hiçbir kitabını ayırt edemem, ikinci Agatha Teyzem olur kendileri :)

Simon BECKETT
Aslında daha çok gerilim yazarı. Mesela bir David Hunter serisini öneri isteyen herkese tavsiye ederim hep.

Tess GERRITSEN
Yine bayıla bayıla okuduğum bir yazardır, Polisiye okuyup Rizzoli & Isles serisini okumayan yoktur.



Zeynep
16 ŞUBAT 2019 / 21:30

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 15




Meydan okumanın 15. gün sorusu;

En çok merak ettiğin birşeyi araştır, iyice öğren bize de anlat.
Bilgileri paylaşalım belki başkasına farklı bir şekilde temas eder ne dersin ?

Şu sıralar en çok merak ettiğim, araştırıp öğrendiğim şeyler hep nakış üzerine. Bu soruyu da o öğrendiğim tekniklerden biriyle cevaplamayı planlamıştım. Ama şimdi değiştirdim.
Evet nakış, öğrenmeyi çok merak ettiğim şeylerden biri ama başkasına farklı şekilde temas etsin diye, faydası olsun diye düşününce bunun yerine daha faydası olacak şeyi paylaşırsam daha huzurlu olacağım.

Özellikle şu sıralar çevremden çok fazla "meme kanseri" teşhisi haberi alıyorken ve bu hastalık grip gibi fazlaca yayılıyorken ve doktorum da sürekli "çevrendekilere anlat" diye uyarıyorken, benim anlatacağım konu da bu en iyi bildiğim Meme Kanseri konusu olmalıydı..

Gereksiz her şeye bir sürü saatimizi harcıyor olsak da, kendimiz için 1 saatimizi ayırıp Meme Muayenesine gitmiyoruz.
Oysa her kadın 6 ayda bir meme kontrolünden geçmeli. Ama bizler ona da; "yahu bir şikayetim yok, olsa giderim" veya "bana bir şey olmaz" şeklinde cevabını veriyoruz.
Ama öyle olmuyor işte.
Meme kanseri de diğer meme hastalıkları da çoğu zaman belirtisiz, ağrısız, habersiz yerleşiyor ve hatta 3.evrelere bile sessizce geçiş yapabiliyor.

12 yıldır çevremdeki herkese anlatmaya çalıştım, sevdiğim tüm arkadaşlarımı ellerinden tutup zorla kontrole götürdüm.
Senelerdir vazgeçmedim bildiklerimi anlatmaktan, kim çıkarsa karşıma hep söyledim, söylüyorum.
Bak mesela herkese verdiğim ve içimi çok acıtan örnektir bu;
Yine doktorumun; "Meme kanseri fazlaca artış göstermiş durumda, çevrende tanıdığın herkese 6 aylık kontrollerin ve erken teşhisin önemini anlat" dediği bir gün, hastaneden ayrılırken karşıma çok sevdiğim bir arkadaşım çıkmıştı. Oturup bir çay içtik ve ben ona ısrarla 1 saatini ayırıp kontrole gitmesi için baskı yaptım.
Ama onun için çok komik bir şeydi bu, durup dururken yaptırılır mı, başına böyle bir şey gelir mi, ne gerek var.. "Benim hiç ama hiç şikayetim yok, durup dururken neden gidip baktırayım, ufacık bir belirti olsa giderim, ama şimdi gerek yok" dedi.
Yapma etme, bu hastalık bir şey hissettirmeden de saklanabiliyormuş, şikayetin olmasa da bir Ultrason çektirmek zorundasın..diye saysam da "Bana bir şey olmaz" dedi durdu.
Hepimizde olan düşünce bu zaten, herkese olabilir ama "bana olmaz ki"
Çok kısa bir süre sonra bir gün acillik oldu o arkadaşım ve tahliller araştırmalar derken Meme Kanseri olduğu ortaya çıktı..
Daha sonra doktorunun "sadece 1 hafta önce bile gelmiş olsaydın tedavi şansımız daha yüksekti" dediğini bana anlatırken ancak ikna olmuştu erken teşhisin önemine..Şimdi hala zor süreç içinde tedavi olmak için uğraşıyor..

İşte erken teşhis bu kadar önemli..1 saat 1 gün gibi.. Hiç öyle 10 yıl, 1 yıl gibi değil..saat ve günler..

Şimdi ben sana ne anlatmak istiyorum?
"Bugün 1 saat, yarın 1 hayat" diyorum.
Ve
Kendi kendine Meme Muayenesini ihmal etmemeni,
Şikayetin olsun olmasın, her 6 ayda bir doktor kontolünü aksatmamanı istiyorum.

Kendine hediye almıyor musun hiç?
Bence herkes dönem dönem kendisine hediye alıyordur. Hadi bu defa hediyen bu olsun, hafta sonu her hangi bir hastanenin Genel Cerrahi bölümünden randevunu al ve hafta içi de oraya gidip kendine 1 saatini ayırıp güzel bir hediye vermiş ol.
Bana da "Zeynep, gittim Ultrasonumu/Mamografimi çektirdim, 6 ay huzurla şüphesiz yaşayacağım" haberini ver olur mu?

Şu video'yu da şuraya bırakıyorum, lütfen kaydet ve aksatmadan uygula..



28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 14



Ve meydan okumanın yarısına geldik bile. 14. gün..

Sana soruyorum bugün gerçekten nasılsın?

Sabah 06:00'da güne başlamış ve günü yarılamış oldum şuan.
Kendime Ezgi'ye ve yola çıktığım bir kaç arkadaşıma söz verdiğim gibi, bu meydan okumayı hiç atlamadan hala  devam ettirebiliyor olmaktan dolayı; huzurluyum.
Tarifini kendim ayarladığım, akşamdan mayalayıp dolaba attığım ve sabah pişirdiğim ekmeğim muhteşem oldu, bakıp bakıp seviyorum, deli deli gülüyorum; mutluyum.

Arkadaşlarımdan gelen sevgi dolu iyi dilekler kalbimi sıcacık yaptı; keyifliyim.
Yolladığım bir kaç kartımın da yerlerine ulaştığını öğrendim; havalara uçuyorum.

Bu soru ne güzel bir güne denk geldi.
Bence hepimizin içinde fırtınalar kopuyor olsa bile, bu güne özel her şey geri planda kalmayı başarabilir diye düşünüyorum. Çünkü sevginin adı bile her şeyi iyileştirir.
Çok  sevelim çok sevilelim❤


14 ŞUBAT 2019 / 11:55

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 13


Meydan okumanın 13. günü.
Bu sorunun cevaplarıyla yine gözlerimiz şenlenecek, eminim.

Bugün görsel zevk günü, bakmaya doyamadığın instagram hesapları ile tanıştır bizi.

Ben önceden çok fazla tanımadığım hesapları takip ederdim, ama artık zaman çok hızlı geçiyor, her şeye vakit ayırabilmem imkansız. O yüzden şimdi instagram sayfam bildiğim tanıdığım eski ve yeni blog arkadaşlarımla dolu sadece.


İlk bakmaya doyamadığım hesap;  Ezgi.
Ben ona ilk merhaba dediğim gün, instagram sayfasını açtığımda karşıma çıkan görüntü böyleydi. O an hayran kalıp, uzun uzun bakmıştım, hala daha hayran hayran bakmaya devam ediyorum, yüzümde kocaman gülümseme ile. Ben ona Heidi diyorum, Heidi'm o benim.. Her zaman o hissi verdi bana. Ne zaman yanına gitsem, inanılmaz huzur buluyorum mutlu oluyorum.


Bir diğer bakmaya doyamadığım hesap; Sevgi. Onu blog mahallesinde Kiremithanem olarak tanıyoruz. Bloğunu ve kendisini çok sevdiğim gibi Instagram sayfasına da ayrı bayılıyorum. Çoğu zaman fotoğraflarının içine giriyorum, gezdiği yerlerde onunla gezmek, mutfağında ona eşlik etmek istiyorum. Ama en çok da, dişlerimi sıkmaktan acıttığım o şirin çocuklarıyla oynamak istiyorum; fotoğrafları gördükçe.


Peteğinkeyifdükkanı.  Ah..hesabına bakmalara doyamam, kendisini sevmelere doyamam..Gerçek dükkan sanıyorlar ama değil, kendi yaşamından minicik şeylerle mutlu olup keyif alıyor ve onları da topluyor bir sayfada ve oraya da keyif dükkanım diyor. Senelerce de şu güzelim blog sayfasında yazdı. Ama artık yazmıyor..Keşke geri dönse dediklerimin en başında. Bloğunun ilk satırlarından itibaren birleştirdik kalplerimizi ve her gün haber almazsak rahat edemediğimiz kocaman bir bağ oluştrduk. Çok seviyorum, çoook.


Ruşen Abla.. Ah nasıl anlatsam ki Ona olan sevgimi ve hayranlığımı. Masal kahramanı diyorum ben ona, instagram sayfasına da masal kitabı. Çünkü her bir karesi masal kitabından sayfa, içine alıyor masal alemine götürüyor beni. Mutsuz ya da sorunlu geçen günlerimde, yanına koşarım hemen, enerji depolar kendime gelirim.


Cafenohut. Bilmeyen var mıdır? Sanmam.. Benim canım canım canım, Ayda Ablam.. Senelerdir neler biriktirdik, ne çok güldük ne çok anı ekledik birbirimize. Bloğuna ayrı instagram sayfasına ayrı kendisine apayrı bayılıyorum. Bir insanın yaptığı her şey mi bu kadar güzel olur? Neye eli değerse, inanılmaz bir görüntü çıkarıyor ortaya. Yapmadığı, yapamadığı bir şey yok.. Çok seviyorum, öyle böyle değil.


Lavantabahçesi. Ahu Abla da yine yaptıklarına hayran olduğum biri. Nakışı bana öğreten, sevdiren, bana vaktini emeğini hiç tereddüt etmeden veren.. Senelerdir yapıyor bu işi, her gün binlerce soru alıyor ve her bir soru mutlaka anlatmış olduğu, kayıtlı olarak bir yerde mevcut olan şeyler olmasına rağmen, asla "of" demeden herkesi o güzel kalbiyle yanıtlıyor.. Bu sabır ötesi bir şey.. Ben onun yaptıklarına hayranım ama hepsinden önce insanlığına hayranım.. Herkesin tanımasını isterim böyle güzel bir kalbi..


Evcilkedi. Bir diğer adıyla "evimiseviyorum" Nilgün Abla. Bloğunun ilk yazısından beri gözümü ayırmadan okuduğum ve çok sevdiğim bir ablam. Sevimli dostlarıyla yaşadığı bahçeli evine her gün misafir oluyorum, yetiştirdiği binbir çeşit çiçeklerinin kokusu, kendisinin bitmeyen sevgisi, patili dostlarının maceraları beni benden alıyor. Keşke blog mahallesine de dönse..


Erol Abi var bir de, onun sayfasına da bakmaya doyamam. Puzzle gibi olan fotoğraflarına bayılırım, o kadar güzel ki her bir karesi, gözünün gördüğü bir manzarayı komple gösterebiliyor bizlere.


Zeynep
13 ŞUBAT 2019 / 10:00

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 12

Ve meydan okumanın 12. gün sorusuna geçiyorum.
Aslında bu soruyu geçsem de olur, hiç benlik bir soru değil ama yine de yazayım bir şeyler.

Yaşasın meşhur moda blogger'ı gibi hissedebilirsin bugün kendini. Kullanmaktan asla vazgeçmediğin, bittikçe yeniden aynısını aldığın şeylerini yaz da bilgilenelim..

Hiç moda bloggerı olacak insan değilim, benden öyle bir şey olamaz da zaten.
O kadar düz yaşarım ki..

Moda da çizgim siyah beyazdır, değişmez. Siyah bir etek ve üstüne de beyaz tişört giymişsem benden özgürü ve rahatı yoktur, kiii dolabım da bu şekildedir yaz kış. Çorap takıntım vardır ama çeşit çeşit çoraplar alırım bayılırım.
Fularlarım en sevdiğim eşyalarımdır, o kadar mutlu olurum ki çeşit çeşit fularlarla.. Şimdi bir de bileğe bağlamalıklar ve saçımızın tellerine karıştırmalıklar çıktı ya, onları da ayrı sevdim.

Ayakkabıda da yine çok düz mantık giderim. Hiçbir zaman topuklu ayakkabım olmadı, mecbur da kalmadım. Tek bir marka ayakkabı giyerim, dümdüz olsun ağırlık yapmasın bağcıklı olsun, benden mutlusu yok..

Makyaj malzemeleri diye bir şey bilmiyorum, bu güne kadar hiçbirini kullanmadım, küçüklükten şu yaşıma kadar. Ablalarımın her dönemlerinde bin çeşit ürünleri olmasına rağmen, gözüm bunlardan başka bir şey görmemesine rağmen benim bir tek  limon ve balım var bittikçe aldığım,  yüzüme gözüme sürdüğüm başka da bir şey yok.

Parfümleri severim bak, çok vardı kullandığım ürünler, ama onları da astım yüzünden kullanamadığım için elimde bulundurmuyorum 10 senedir. Kolonyaları seviyorum, kokuları rahatsız etmeyen bir kaç markam var. Özellikle mandalina kokusu. Mandalinanın her şeyine bayılırım zaten.

Zeynep
12 ŞUBAT 2019 / 14:45

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 11


Son zamanlarda okuyup bitirdiğin kitabın yorumunu yazabilir misin?

Dün yazamadım 11. gün sorusunu, bugün ikisini birden yazıp kapatayım o zaman açığı.
Son zamanlarda okuyup bitirdiğim kitaplarımın hepsi polisiye türü, kii genelde de okuduğum türdür bu. Şimdi buraya onların yorumunu yazmaktansa, sürekli başucumda olan şu kitabın içinden bir şeyler yazmayı daha uygun buldum.

Çok seviyorum bu kitabı, ilk basıldığı gün nasıl heyecan duyduysam, hala her gece gözümü kapatmadan sayfaları arasında dolaşırken de aynı heyecanı duyuyorum. 1 ve 2 olarak basılmış iki cilt kitap. Her ikisi de muhteşem başarı hikayeleri. Hikaye değil tabii hepsi gerçek yaşanmış öyküler..

Dünyanın asi kızlarına;
Daha fazlasını hayal et
Daha fazlasını iste
Daha çok mücadele et
Ve kuşku duyduğun zamanlarda unutma;
Sen haklısın.

Helen KELLER
"Dünyadaki en iyi ve en güzel şeyler gözle görülemez. Hatta dokunulamaz; Onları yürekte hissetmek gerekir."
Beni en çok etkileyen öykülerden biridir bu.

Jane AUSTEN
"Ah! Gerçek bir rahatlık için evden daha iyi bir yer bulamazsınız." Diyor. Ah ama onun hikayesi de inanılmaz güzel..Ve sanırım onun hayatında kendimden çok şey bulduğum için bu kadar sevdim.

Audrey HEPBURN
"Büyüdüğünde neden iki elin olduğunu anlayacaksın. Biriyle kendine, diğeriyle başkalarına yardım etmek için."




Tüm kızların elinde olmasını istediğim bir kitap bu. Eğer senin de elinde yoksa mutlaka alıp başucuna koymanı tavsiye ediyorum.



Zeynep
11 ŞUBAT 2019 / 23:55




28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 10


Meydan okumanın 10. günü.
Sorusu ise benim pek derin ve acısı hiç geçmeyen yaramdır...

Şimdiki aklım olsa şu bölümde okurdum dediğin bir dal var mı? Anlat bakalım neymiş?

Aslında şimdiki aklımla değil her döneme ait aklımla istediğim tek bölüm oldu; Tıp okumak.
Ama öyle böyle bir istek değil, çok çok istiyordum, başka bir bölüme hayal bile kurmuyordum.
Çok küçükken sorulan soru vardır hani "ne olacaksın büyüyünce" ona bile "beyin cerrahı olacağım" cevabını veriyordum, kiii o zaman daha okul sıralarında bile değildim. 
Evet, yani Tıp okuyup doktor olmakla da işim yokmuş görüldüğü gibi, ille Beyin Cerrahı oluyormuşum. Kii isteğim de hep o oldu. 

Hala daha içimde hiç sönmeyen istektir o, bir gün bile başaramayacağıma inanmadım, yine aynı şeyi düşünüyorum.
Ama olmadı, elimde olmayan, aşamadığım engeller yüzünden vedalaşmak zorunda kalmıştım hayalimle.
Hala daha bir beyin ameliyatı izlerken kalbim deli gibi atıyor ve hayranlıkla kendimden geçiyor olsam da, bu hayal yaprağım hiç açılamayacak bir kitabın arasında kurumaya devam ediyor..
Öyle işte.. 


Zeynep
10 ŞUBAT 2019 / 10:55


28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 9


Hava çok güzel bugün, bahçede oturdum da biraz.
Meydan okumanın da 9. günü olmuş bugün, daha dün başlamıştık oysa..ah şu zaman..ne çabuk geçiyorsun.

Hakkında 5 garip şeyi söyle de bilelim ne kadar arızasın

Bu soru için epey bi' düşündüm de, pek bir şey bulamadım.
"Abla benim en garip 5 şeyim ne olabilir acaba?" diye sordum. O da; "Sen normal halinin 5 maddesini yazarak cevapla daha kolay olur, 'bunların dışında da genelde arızayım' dersin" dedi. Evet bu benim öz ablam🙄 Neyse.. 

Çok takıntısı olan bir insan değilim, takıntılarını en azından hayatını etkileyecek derecede önemseyen değilim. Ama burada da zaten takıntı değil gariplik sorulmuş. Garip huylarım vardır bak, biraz.🙈

Kitap okumalarım ve film izlemelerim hakkında;
Ben okumaya başladığım bir kitabı, bir kaç sayfa okuyup iyice içine girdikten sonra hemen ortasına ve sonuna bakarım, başlarken benimle olan karakter sonda da duruyorsa ohhh bi' rahatça gerilmeden okurum kitabımı. Genelde polisiye gerilim okurum, bu yüzden başlangıçta sevdiğim bir karakteri kaybedeceksem onu önceden bilmeliyim😌
Aynı şey film izlerken de geçerli, önce başını azıcık izler, sonra ortadan sonra da en sonunu izler ve rahatça yaslanırım arkama, başa dönüp keyifle izlerim. Berbat bir huy, çevremdekiler nefret eder, ama bunu yapmadan ne izleyebilirim ne okuyabilirim. Bu huy yüzünden sinema salonunda film izleyemiyorum mesela🙈

Bir de bunu bilinçli olarak çevremdekileri delirtmek için yaparım;
Mesela ablalarımın okumaya başladıkları kitabı, bildiğim kitapsa zaten ezberden, bilmediğim kitapsa onlar ellerinden bıraktığı anda alıp karşılarına geçerek son sayfasını okurum usulca. Hepsi deliye döner ama öyle böyle değil. Genelde kitaplarını ortalıkta bırakmazlar, ama takip etmek de her zaman kolay değil. Hele benim gibi polisiye okuyan ablamdan bunun için çok dayak yemişliğim var. Yüz yüze görüştüğüm arkadaşlarıma da yaparım, ama sosyal medyada yapmıyorum bunu🙊

Otobüs yolculuklarım;
Otobüsle yolculuk yapacaksam en ön koltuk olmalı, 1 ve 2 de değil, ille 3-4 olmalı. Yolculuk günümüz saatimiz belli olur, aaa o da ne? 3 veya 4 dolu, tamam o plan iptal olur benim yüzümden.
Geçen sonbaharda bir Adapazarı gezisi yaptık ablalarımla, acilen eve dönmemiz gerekti ama 3-4 dolu, o zaman da 29 Ekim tatili, otobüslerde yer yok ek seferler var hatta. Yok, beni ikna etmeleri mümkün değil, 3-4 boş olacak güne kadar beklerim siz gidin. Neyse şubedeki adam anladı benim arızalığımı ve ablalarımın çaresizliğini, boşalttı 3'ü bana, döndük eve🙈

Ülker Çikolatalı Gofret.
Her zaman elimin altında olmak zorunda. Yooo takıntı değil bu, olması gereken garip huyum. Bitemez, mümkün değil, masamın üstünde, her zaman olmalı, her gün mutlaka yemeliyim, böyle garip bir huy.

Güne başlamak konusunda;
Ben sabah ezanıyla birlikte güne başlarım, bazı günler bunu yapamıyorum ve eğer ki güne sabah ezanından çok sonra başlamışsam o günü çöpe atıyorum ve gerçekten öylesine yaşıyorum. Hiçbir şekilde ciddiyetine kapılmıyor, bir an önce bitsin şeklinde gelişigüzel vakit geçiriyorum🙄


Zeynep
9 ŞUBAT 2019 / 14:35

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 8


Bugün meydan okumanın 8. günü.
Yine çok güzel bir soru.. Tarif defterime eklemeler yaptığım gibi, şimdi de not defterime eklemeler yapacağım.

Kolaya kaçıyorum, yazıyı sen yazmak zorunda değilsin. Bırak da bizim için seçtiğin 3 alıntıyı okuyalım bugün.


"Bu sabah hava berrak
Bu sabah her şey billurdan gibi.
Gök masmavi bu sabah,
Güzel şeyler düşünelim diye."
Cahit Sıtkı TARANCI


Çok mutsuzum Edi.
Neden?
Çünkü büyüdük...
Susam Sokağı / Edi&Büdü

Yoo bunun, dünkü paylaşımlar yüzünden çocukluğumu özlememle, hatta bir Edi olarak Büdümü özlememle hiiiç ilgisi yok, tamaaamen öylesine.. evet..evet.

Ve son olarak şu sözü paylaşmak istiyorum, çünkü hem çok seviyorum, hem de son zamanlarda blog mahallesinde bunu çok yaşıyorum.

"Hiçbir zaman, hiçbir insanın unutamayacağı bir güzellik var. O da bir insanın bir insandan gördüğü yürekten sevgidir." 
Yaşar KEMAL


Zeynep
8 ŞUBAT 2019 / 21:10




28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 7





Meydan okumanın 7. gününe geldik, 1 haftayı bitirdik.

En çok neyi özlüyorsun bu hayatta hiç düşündün mü ?

"...Bildiğim tek şey, size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.” Çavdar Tarlasında Çocuklar


Bu kitabın bir kaç yerini çok seviyorum, bu da en sevdiğim kısmıdır..
Birine yaşadığım anlardan bir şeyler anlatınca, anlattığım şeyin içinde eğer ki kelebek geçiyorsa onu bile özlüyorum..
Ben şimdi hayatta en çok özlediğim şeyi ya da çocukluğuma/başka bir dönemime gitmeyi falan değil de, şuan düşündüğüm, içimde oluşan genel yüzeysel özlemlerimi yazacağım.
Çünkü ben bir alık balığım; derinlere girince çıkamayan.

Her şeye, herkese özlem var içimde.. Bazı özlemler kalbimi sıkıştırıyor dayanamıyorum, bazıları hafif burnumu sızlatıp diniyor..
Bu fotoğrafı çektiğim günü özlüyorum, güzel fotoğraflar çekebilme yeteneğimi kaybettim, onu özlüyorum.
Geçen sene bugün bu saatlerde olduğum yere, yanımda olana, söylediklerine, özlem içindeyim.
Güzel şeylere kahkahalar eşliğinde şaşırabildiğim günleri özlüyorum.
Baharı özlüyorum, yaz günlerini özlüyorum..hafif kıyafetlerin hissettirdiği özgürlüğü özlüyorum.
Kalbimin ağırdığını hissettiğim zamanlarda, evine ve kalbinin sıcaklığına sığındıklarımın da özlemi var...
Plansız çantamı alıp çıktığım, hesapsızca engelsizce sınırsızca düşüncesizce dolaştığım günleri özlüyorum.
Yitirmeyi asla kabullenemediğim dik kafalı ve güçlü durabildiğim zamanları özlüyorum.
Hep benimle kalacağını sandığım acılarımı, kolayca içimden atabildiğim günleri özlüyorum.
Kalbime dokunabilmeyi başarabilenlerin uzaklığı öyle kötü ki..onları da çok özlüyorum..
Anlamaktan kaybetmekten sevmekten yorulmadığım günleri özlüyorum.
Kalbimi yormalarına asla izin vermediğim güçlü kalabildiğim zamanları özlüyorum.

Kötü bir şey olduğunda ya da korkunç bir rüya gördüğümde, her defasında ona anlatıp rahatladığım kişiyi özlüyorum.
Sevmelerin, dokunarak ve konuşarak yapıldığı ama artık öyle sevme şeklinin ortadan kaybolduğu sevmeleri özlüyorum..
Dünya ile arama uzaklık koymayı başarabildiğim günleri özlüyorum.
Ah ama en çok da kalbime yerleştirdiğim, oraya yerleşmek için de çok çabalayan ve bunu kendisi de isteyen ama gün gelip de yerleştirdiğim yerden kendi istekleri ile ayrılmayı tercih edenleri özlüyorum.
İçimden; "ben onunla yolun sonuna kadar birlikte yürüyebileceğim" dediğim, ama yolun bir köşesinde benimle yürümekten vazgeçip yok olan insanları özlüyorum.

Evet sanırım en büyük özlemim; artık hayatımda olmayanlara karşıymış.
Böyle insanı kolayca bırakabilenlere çok şaşırıyorum.. Ben kimseyi geride bırakamıyorum, bunu başaramıyorum mesela. Hayat bir gün bana bunu başarmayı öğretir mi bilmiyorum ama öğrenmeyi de pek istiyor gibi değilim.
Böyle hasarlar alıp böyle özlemler yaşıyor olmama rağmen sevmekten vazgeçiyor muyum? Hayır!
Sevmeyi seviyorum çünkü ben.
Ve konu ne olursa olsun içine kalbini ve sevgini katamadığın her şey içi boş uçan bir balondur. O yüzden sevmelere devam diyorum ve yazımı da Sevgi ile ortak düşüncemizle bitiriyorum.

"...A ciğerim söyle neeeyleyelim
sevmeyeliiim de taşa mııı dönelim.."



7 ŞUBAT 2019 /  17:20

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 6



Bugün geldik meydan okumanın 6. gününe.
Önce neden katıldığımızı anlattık, sonra hep birlikte doğum günlerimiz hakkında hayal kurduk, tarif defterimize eklemeler yaptık, birbirimizin şehirlerine misafir olup birlikte yürüyüş yaptık, ilham alınması gereken şeylerin üstünden geçtik, şimdi de müzik listemizi paylaşıyoruz.


Bugün liste günü, şöyle bir düşün tekrar tekrar dinlemekten vazgeçmediğin 7 şarkılık bir liste hazırla..

Aslında bugün hep birlikte bir nevi karışık kaset dolduracağız.
Bizim evde 70'ler, 80'ler ve 90'lar bir arada bulunuyor. Ablalarımın 70'lere ve 80'lere ait olması demek, benim de o yıllara ait her tür bilgiye sahip olmam demektir. Mesela bu müzik konusunda da öyle, kimseyi 70'lerde yaşamadığıma inandıramam, o kadar içinde olmuşum.

Hiç televizyon olmamış bizim evde, olmadı da. Televizyonun yerine kitaplık koymuş babam. Tabii televizyon olmayınca onun yerini kaset çalarlar, kasetler almış. Sonra radyolar, radyo programları..
Bak şu fotoğraftaki müzik setimiz de pek havalı bir şeymiş zamanında, onun üstüne daha bir çok müzik seti gelmesine rağmen bu hepimiz için çok değerlidir ve hala daha yaşar bizimle birlikte.Bir dönemin kapanıp diğer dönemin açılışını anlatır.

Benim tekrar tekrar dinlemekten vazgeçmediğim şarkılar içinden 7 tanesini seçmem çok zor olacak, çünkü yeniliklere hiç açık olmayan bir yapım ve değişmez sabit bir listem var.. o liste de epey bi uzun.
Mesela Nazan Öncel ve şarkıları her şeydir benim için, çok severim, çoook..Şarkılarını da kendisini de. Öyle güzel mektupları var ki bende, ah.. cümle kuruşlarına hayranım..
Sezen Aksu şarkıları gelir sonra, bayılırım tüm şarkılarına. Her dönemime ait izler taşır her bir şarkısı..
Zeki Müren... O sevgimi anlatmaya kelimelerim yetmez. Her ruh halinde her zaman benimle tüm şarkıları.
Münir Nurettin Selçuk, Özdemir Erdoğan, Yıldırım Gürses, Candan Erçetin, Sertap Erener, Ajda Pekkan, Nilüfer...

Evet ben çok eski kafalıyım, yeni şarkılara gelemiyorum, takılı kalmışım bunların içinde, dönüp duruyorum. Ablalarım da öyledir hala. Hatta yeni nesil bir ufaklığın ablalarım ve benim için söylediği şey pek doğru. Bize; "Siz o kadar eski sürümsünüz ki, güncelleme bile kabul etmiyorsunuz.." Kesinlikle çok haklı, güncellenemiyoruz :)

Ama böyle anlamlı şarkıları dinlemek, ezberlediğimiz tüm nakaratları bir ucundan ateşe vermek gibi olmuyor mu? Bir de eski olan her şeyin üzerine sinen o "çok yakışmak" hali var ya, ona da doyum olmuyor..

7 Şarkılık bir listeye bunlar girdi;

Zeki MÜREN / Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun

Ayten ALPMAN / Sen Benim Şarkılarımsın

Sezen AKSU / Küçüğüm

Yıldırım GÜRSES / Sonbahar Rüzgarları

Nazan ÖNCEL / Gitme Kal Bu Şehirde

Sertap ERENER / Bahçede

Ezginin Günlüğü / Küçük Gemi / Hişt


Zeynep
6 ŞUBAT 2019 / 14:50



28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 5


Meydan okumanın 5. günü yine sorusu inanılmaz güzel..
Beraber yürüdüğüm arkadaşlarıma ilham veren şeyleri de çok merak ediyorum, okumaktan keyif alacağım.


Sana ilham veren şeylerden bahset belki başkasına da ilham kaynağı olur.


Bu soruya daha önceleri çok farklı cevaplar verebilirdim. Yani ilham aldığım şeyler öyle farklıydı ki..
Ama 2006 yılında onkoloji hastanesine yolum düşünce, bu ilham kaynaklarıma bakış açım değişti. Onun öncesinde ilham aldığım şeylere dönüp bakınca, gülüp geçiyorum şimdi. 

Her birimizin ilham aldığı şeyler farklı tabii. Mesela benim de minicik kelebeğe kadar bir sürü ilham kaynağım var ama buraya, hayatıma sabitlediğim iki büyük ilham kaynağımı yazacağım. 

Evet, benim en büyük ilham kaynağımdır; onkoloji koridorlarındaki tüm hastalar.
Onlardan birine, bugün "her şey bitti" deniyor, ama o kabul etmeyip savaşıyor ve ertesi gün yaşama yeniden başlıyor, kaldığı yerden de değil, baştan başlıyor, yeniden doğmuş gibi sıfırdan. 1 gün içerisinde oluyor bu değişim hem de...Buna canlı canlı şahit oldum çok defa. 
Bundan daha büyük bir ilham kaynağım yok 12 senedir. Bu güç bana her şeyi yaptırabilir, yaptırıyor da zaten.

Ah, bir de kuğular var..Evet onlar da ilham kaynağımdır.
Derenin bir kenarından diğer kenarına telaşsız, usulca süzülen, ördekler ve kazlar gibi yaygara yapmadan sakince ve tüm asaletiyle gezinen kuğular ilham verir bana. Asaletleriyle ilham verir, bembeyaz kalabilmeleriyle ilham verir. Halbuki ördekler de onlarla aynı yerde yüzmektedir, ama beyaz olmalarına rağmen yine de kirlidir..Eh peki kuğular bembeyaz kalabilmeyi nasıl başarıyor? Demek ki yaşadığın ortam hiç de önemli değil, başarabildikten sonra temiz kalabilmek mümkün..
Ben kuğuları çok pis bir derede de görüp seyrettim, çok temiz yerlerde de gördüm, özel bahçelerde de..Bu fotoğraftaki kuğular da yine kapatılmış terk edilmiş bir parkın deresindeydi mesela..
Ve kuğular hala asildi, hala bembeyazdı.
Temiz kalabilmek için ille de lüks yerlerde yaşamaya gerek yokmuş, derede de oturarak asaletinden ödün vermeden içiyle de dışıyla da temiz, bembeyaz kalabilmek mümkünmüş.. İşte bu da bana ilham kaynağı olmuştur.


Zeynep
5 ŞUBAT 2019 /14:20

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 4


Bugün meydan okumanın 4. günü.
Sorusu nasıl keyifli nasıl tam benlik bir soru.. Ama çok üzgünüm ki zamanı kötü denk geldi.


 Hava nasıl olursa olsun, yürüyüşe çık bugün, o gün gözüne ne güzel göründüyse bir kaç fotoğraf da çek, anlat bakalım neler oldu ?


Ben şehrimi çok seviyorum, her köşesini gezmeyi.. Sabah saatlerinde herkes işinde okulunda, geri kalanlar da uykusundayken özellikle çıkıp dolaşırım. Çok güzel parklarımız çok güzel çay bahçelerimiz var. Bugün onlardan birini gezmeyi ve sizi de gezdirmeyi isterdim, bu soru tam benlikti.
Ama bir haftalık bi' dinlenme sürecinde olduğum için, evden dışarı çıkabilmem ancak bahçeye kadar oldu. Bugün ben gezemedim ama bu soruyu cevaplayanları okuyup oturduğum yerden gezmiş gibi olacağım.
Belki daha sonra bu soruya tekrar döner, yazarım. Gezerim, fotoğraf çekerim ve anlatırım uzun uzun, kiii çenesi düşük biri olarak en iyi bildiğim şeydir anlatmak 🙈
Bol bol dinlendim, yazdım, kitap okudum. Bir ara bahçeye çıkıp şu sarı gülü gördüm mutlu oldum. Bahar gelmiş gibi bir hava vardı, sarı gül de açtığına göre tamam bahar geliyor, içimde kelebekler uçuşmaya başladı bile :)


Zeynep
4 ŞUBAT 2019 / 22:30



28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 3


Meydan okumanın 3. günü ve sorusu pek iştah açıcı.

Bazı evlerde hep pişen bir yemek vardır. Pişirmekten vazgeçmediğin bir tarifi bizimle paylaşır mısın ?

Bizim evde de sürekli pişen sabit ve meşhur yemekler var tabii, ama mutfak benim sorumluluğum altında olmadığı için, eh benim pişirebildiğim bi "yemek" de olmadığı için en iyi bildiğim şeyi paylaşacağım tabii; kurabiye🙈
Al açması bööörek yaparım, 5 katlı muhteşem pasta yaparım, en zor tarifleri gözüm kapalı denerim ama tencere başına geçip basit bir çorba bile pişiremem. Hazır tarhana çorbasını bile pişirmek zorunda kaldığım zamanlar (bazen beni yemeksiz bırakıp evden gidiyorlar) resmen sıkıntıdan isilik dökerim🤦‍♀️ Mutfağın pasta börek kısmı benim, yemek kısmı annemin ve ablalarımındır. 

Benim yemekten de pişirmekten de hiç vazgeçmediğim şeyler listeme bakarsam, ilk sıradan bana göz kırpan şey kurabiyedir. Ama incirli kurabiyenin yeri ise çok başkadır, çok fazla severim sürekli yaparım.
Hatta öyle ki, bloğuma bile ismini verecek kadar büyük bir sevgi bu💕

Şöyle yapıyorum;
Bir yoğurma kabının içine 150 gr yumuşacık olmuş tereyağını,  1 çay bardağı sıvı yağı, 1 su bardağı pudra şekerini, 1 paketten çok az nişastayı, 1 kabartma tozu 1 vanilyayı,  15 tane minik minik doğranmış kuru inciri, 1 su bardağı fındık kırığını alıyorum veee kurabiye hamuru elde edecek şekilde un ekleyerek yoğurmaya başlıyorum. Sonra minik toplar yapıyorum tepsiye diziyorum ve 170 derece fırına yollayıp 25 dakika pişirip çıkarıyorum. Üstü kapalı bir kabın içinde 20 gün bile hiç bayatlamadan durabilen harika bir kurabiye. 



Zeynep
03 ŞUBAT 2019 / 23:50

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 2


Meydan okumanın ikinci günü ve ikinci gün sorusu da inanılmaz keyifli :)


Düşün ki bugün doğum günün, sana ne alınsa mutlu olursun? Şöyle güzel bir hediye listesi yapsana kendine..


Ben doğum günlerimde elle tutulur kalıcı hediyelerle mutlu olan biriyim.
Uzun listeler yapmamı gerektirecek maddelerim yok, çünkü bellidir benim mutlu olduğum şeyler.

Benim için yazılmış olan iyi dileklerin bir kart ile elime geçmesi bana en büyük doğum günü hediyesidir.
O gün postacı bahçeye gelip kucağıma bir sürü zarf bırakınca mutluluktan havalara uçarım.

Çok eski bir blog arkadaşım, canım Aylin, geçen yaşımda bana hiç unutamayacağım bir doğum günü hediyesi hazırlamıştı. Aldığım en etkili hediyeydi o, kaç sene geçerse geçsin üstünden, unutamayacağım, biliyorum.
Kocaman bir kutu ve karşımda şu fotoğraftaki kartlar.. Anlamadım önce ne olduğunu, anlayınca nasıl sevineceğimi bilemedim.
Kendisi öğretmen ve benim için öğrencilerine tek tek kart yazdırmış..Ah, bilmediğim tanımadığım bir sürü minik çocuklar doğum günümü kutlamış "Zeynep abla mutlu ol" demiş.. Bundan daha büyük bir hediye olamazdı benim için. Çok mutlu olmuştum, bu kartlara baktıkça hatırladıkça kalbimde kelebekler uçuşur hala.

Bir diğer mutlu olacağım hediye maddesi de kitaptır.
O kitap ömür boyu benimle olacak, elle tutup dokunacağım ve ona baktıkça  hediye eden kişiyi hatırlayıp mutlu olacağım. Kitaplığımda doğum günlerimde hediye edilen bir sürü kitap var, hiç kapağını açıp kimin gönderdiğini okumama gerek, daha bakarken hangi yaşımda hangi sevdiğim kişi almıştı onu bana, bilirim. Çünkü o benim için unutulmaz bir hediyedir, unutmam.

Defterle mutlu olurum, minik müzik kutularıyla mutlu olurum, minik bir kolye ile, çay kahve fincanı, kupa ile, kalemle..Çünkü hepsini senelerce elimde tutabilirim.

Çiçekle mutlu olmam mesela.. Üzülürüm hatta. Çünkü ben doğum günlerimde bana gelen hediyeyi ömür boyu saklamak isterim. Çiçeği saklama imkanım yok, o anlık mutlu edecek ve yok olacak. O yüzden doğum günüm çiçekle kutlandığı zaman çok üzülüyorum; elimde kalıcı bir şey olmayacağı için.

Almayı istediğim, hayal ettiğim, kıyafet olsun teknoloji parçası olsun, kullanıp tüketilecek türde ne olursa olsun bunların hediye olarak bana gelmesine hiç mutlu olmam. Onlar benim isteklerim, ihtiyaçlarım, onları ben kendim alırım, kullanırım. Doğum günü hediyesinden beklentim bu değil benim. Elle tutacağım ben onu ve ille ömür boyu benimle yaşayacak yanımda duracak.

Benim içimi dışımı bilen bir arkadaşım bana her sene küpe alır :)
Çok kızar çünkü bu huyuma, yani kullanmalık değil de elimde tutmalık hediyeler istememe.
"Al sana küpe, ömür boyu seninle duracak hediye, istediğin zaman tut elinle, bak sev konuş mutlu ol. Aşınmayacak da, bozulmayacak da, öyle sapsağlam duracak yanında" der.
Öyle de olur, kullanmadan saklarım hep :) Çünkü kulaklarım delik değil :) Olsun, bakıp bakıp mutlu oluyorum ben o küpelere, saklayabiliyorum sonuçta.

Bak mesela çok küçüktüm 10.yaşımdı, bir arkadaşım da; "bu sana doğum günü hediyem" diyerek paketlenmiş çikolata vermişti, aradan 20 sene geçmiş olmasına rağmen o çikolatanın ambalajı da durur paketlediği kağıt da..ama çikolatanın kendisini saklayamamışım işte, üzüntü bu bana.

Doğum günümde hediye edilen her şeyi saklamak isterim ben, saklarım da.. küçük bir sandığım var içi anılarla dolu.. Doğum günlerine de fazla önem verdiğim için o hediyelerimin de saklayabileceğim şeyler olmasını isterim işte, yani o sandığa girip ömür boyu yaşayabilecek şeyler. O tür hediyelerin her biri mutlu eder beni.


Zeynep
2 ŞUBAT / 2019  12:10

28 DAY BLOG CHALLENGE; DAY-1


Çoook sevdiğim Ezgi bir meydan okuma başlattı. 28 gün boyunca her gün bir soru cevaplayarak yazı yazacağız. Soruları hazırlamış, katılanlar da belli olmuş. Vee Şubat gelmiş, meydan okumamız başlamış.
Her gün aynı anda hep birlikte aynı konu hakkında yazıyor olmak çok heyecan verici bir şey olacak, inanıyorum. Yazmak kadar okumak da aynı heyecanı verecek.

İlk günün sorusu ise;

Anlat bakalım bu meydan okumaya başlamayı neden kabul ettin?

Bu meydan okumayı bir yürüyüş olarak canlandırdım gözümde, çok sevdiğim bir parkta uzunca yürümek gibi bir şey.
Baktım yürüyüş yolu sevdiğim bildiğim yer; blog mahallesi, yürüyüş arkadaşları ise yine hepsi tanıdığım sevdiğim arkadaşlarım, yürüyüşü başlatan ise zaaaaten ne yaparsa güzel yapan ve ne yapmamı isterse gözü kapalı kabul edebileceğim canım Ezgi.. Seve seve katıldım tabii.
Şubat ayı genelde arada kaynar, pek hareketsiz heyecansız geçer. Ama bu yıl bunu değiştireceğiz sanırım, hep birlikte canlı canlı bir şubat yaşayacağız. Birlikte olan her şey her zaman çok güzeldir.


Zeynep
1 ŞUBAT 2019 / 18:55

Ocak Ayına Veda;


Ocak ayına yine bol bol yazarak başlamışım, Ezgi'nin hediyesi olan defterime de ilk satırlarımı yazmışım.

Bitki çayları içmişim çok fazla, ayvalı ıhlamur ve naneli yeşil çay en sevdiklerim arasındaki yerlerini korumuş yine.

Kitap okumak için çok fazla vaktim olmuş. Marie LU / Efsane bunlardan biri olmuş ve pek sevmişim.

Yeni yıl kartlarımın arasında en çok sevdiğim kart, blog arkadaşım Yasemen'den gelmiş, çok mutlu olmuşum.

Benim bir parçam olan arkadaşımın bebeği olunca canım Ayda ablamın  Sevimli Dikişler kitabı elimden hiç düşmemiş. Yandan teyze olarak minik tavşanıma bol bol bir şeyler dikmişim.

Kışın en sevdiklerimden olan salebi yine gece gündüz içmeye doyamamışım.

Serinin ikinci kitabı Deha'yı da yine aynı heyecanla okumuşum.

Çok fazla mektup ve kart almışım, bazı zarfların özellikle yeşil turuncu seçildiğini öğrenince daha mutlu olmuşum.

Serinin son kitabı Şampiyon'u da okumuşum, yeğenimin önerisiydi bu kitaplar. Daha düne kadar ona ben kitap önerirken, ah, büyümüş o bana kitap önerir olmuş..Bu seriyi hem okumuş hem duygulanmış durmuşum.

Arkadaşlarıma kartları kendim hazırlayıp yollamayı seviyorum. Bu ay yine bol bol kart hazırlamışım.

Çevremdeki öğrencilere bu sene karne hediyesi olarak Heidi Büyüyor kitabını seçmişim.

Renkli nakış ipliklerine takılmışım,  hep rengarenk iplerle nakış işlemişim. Kalp olmazsa olmazım olmuş tabi yine.

Kozahan'da dondurmalı irmik helvası yemişim, yaz kış hiç farketmez bu lezzet aklıma düşmesin koşar giderim.

Yıldız, kalp, midye, gülen surat...gibi şekilleri çok severim, arkadaşımın hediye ettiği yıldız kolyeye bayılmışım.

Yine değişik pasta tarifleri denemiş ve onları bana özel deli kızın çeyizi gibi süslemelere doyamamışım.

Yine erken saatlerde Kozahanda turlamışım..dükkanların açılışını izlemiş ipeklerin arasında kendimden geçmişim.

Çok bunalmışım ve kendimi hemen maviye atmışım.. Mavi ve yeşil varsa, derdim falan kalmaz..

Sevdiğim parklarda yollarda uzun uzun yürümeye vaktim olmuş.

Cumalıkızık evlerinden birinde raflara dizilmiş olan yağlı boya tablosu gibi reçelleri durup izlemişim.

Çokça terminal anısı biriktirmişim, dönenler, gidenler..vedalar kavuşmalar..

Ocak ayını da bu şekilde yaşamışım.. Veda etmeye Şubata merhaba demeye hazırım.. Güzelliklerle gel Şubat.


Zeynep
31 OCAK 2019 / 21:10




Günün Mutluluk Maddeleri;



Bazen gün içerisinde elle tutulur gözle görülür mutlu olacak şeyler yaşamayınca sanıyoruz ki o gün hep mutsuz geçmiş, mutlu olmamışız hiç.. Aslında öyle değil. Hep görünür şeyler aradığımız için diğer küçük mutlu anları kaydetmiyoruz kafamıza.
Mesela  bugün benim için zor bir gündü, çok durgundum, iyi değildim..Haliyle içimde de heyecan yoktu, kıpırtı yoktu.
Günün şu son saatlerine geldiğimde, ("mutluluk maddeleri" listemi tuttuğum) defterimi açıp oturdum maddelerimi yazmaya, yazarken ortaya çıkan şeyler ne çok şaşırttı beni. Bunu bilmeme rağmen ve hep yaşıyor olmama rağmen çıkan sonuca yine şaşırıyorum.
O kadar çok mutlu olduğum an olmuş ki.. "Hiç mutlu olmadım" diye düşündüğüm günün içerisinden neler çıktı ortaya. Bunları ortaya çıkarmanın yolu kesinlikle yazmak..Başka türlü göremiyoruz. Yazmaya başlayınca çıkıyor her şey, sonra anlıyoruz aslında ne güzel şeyler yaşadığımızı.
Bu maddeleri defterime yazıp kayda geçirirken günü tekrar yaşamış oldum ve kocaman bir gülümseme ile günü kapatmış olacağım. Defterime yazdığım maddeleri buraya da yazmak istedim. Her ay mutlaka bir kere bu listeyi buraya yazmak istiyorum.
Ve bu "Günün Mutluluk Maddeleri" listesini yapmanı/yazmanı sana da tavsiye ediyorum.. O kadar iyi geliyor ki..Bence birbirimizin maddelerini okumak da iyi gelecek, farklı bakış açıları her zaman iyi geliyor çünkü.


Bugün beni;

Telefonda sesimi duyup içinden benim iyi olmadığıma karar vermiş, en sevdiğim simiti de alarak "seni güldürmeye geldim" diyen arkadaşım, mutlu etti. Bir insanın kalbine dokunmak iyi gelmek ne önemli şeymiş meğer..

Kart almayı çok sevdiğimi yazdığım bir yazıma yorum yaparak "ben de yollamayı çok seviyorum, sana da yollayayım mı" diyen hiç tanımadığım o Ayşe'nin kapıma gelen kartı, mutlu etti.

Kalbim ısınsın diye çok sevdiğim arkadaşımın eski bir mektubunu okumak, mutlu etti.

Blog Mahallesinden çok sevdiğim arkadaşım Sevil, zor bir ameliyat geçirmişti, ondan iyi olduğuna dair haber almak, mutlu etti.

Açması için başında dört döndüğüm çiçeğimin açmış olduğunu görmek, mutlu etti.

Telefonuma düşen bir fotoğraf ve; "Senin bana 6 yıl önce bugün hediye ettiğin kolyeyi takıyorum hala" mesajı, mutlu etti.

Doktorumun sürekli nar yemem gerektiğini söylemesinden haberdar olan arkadaşımın, bahçesinden nar koparıp getirmesi hem ağlattı hem, mutlu etti.

Evimizin önüne kurulan pazarda, sevdiğim elmanın satıldığı tek tezgah olan ama 2 haftadır da gelmeyen amcanın, bu hafta tekrar sevdiğim elmaları getirmesi, mutlu etti.

Arkadaşlarıma arkadaşlıklarıma çok önem ve fazla değer veririm. O verdiğim değerin ne kadarını geri alabildiğimi, ne kadar aynı şekilde önemsendiğimi sorguladığım şu günlerde, hiç sebepsiz şekilde; "senin arkadaşlığın bana şifa oluyor, iyi ki hayatımdasın" notuyla gelen çiçek, mutlu etti.

Aslı'nın son blog yazısında 7Numaradan bahsetmesi üzerine, rastgele bir bölümünü açıp, her kelimesini ezbere bildiğim bir sahneyi tekrar izlemek dinlemek, mutlu etti.

Penceremin önündeki ağaca şu kuşu oturtup sık sık muhabbet ederim onunla, özellikle mutlu zamanlarımda, yine öyle bir günde çekmiş olduğum bu fotoğrafı görmek o günü tekrar yaşamak, mutlu etti.

En büyük mutluluk maddesi ise; sevmek. Her gün her saat olduğu gibi, bugün de yine sevmek mutlu etti beni.. Her şeyi, herkesi sevmek..Hesapsızca, sorgusuzca.. Çünkü sevgi olmayınca her şeyin içi boş kalıyor.


Not1; Fotoğrafın yazıyla bir ilgisi yok, o tamamen baharı ve yazı özlediğimin belirtisi.
Not2; Hadi sen de yazsana mutluluk maddelerini. Her ay bir kere bloğuna yaz okuyalım, ama her gün defterine de yaz, sen oku.


Zeynep
17 OCAK 2019 / 23:25

Güne Notum;



Bir çok kişi gibi ben de burasını bir paylaşım sitesi değil de, blog mahallesi olarak görüyorum. Çeşit çeşit komşuluklarıyla, köşe başı muhabbetleriyle, hatta ara ara toplaşıp yapılan dedikodularıyla sevimli bir mahalle.
Ben 20188'de hem çok güzel komşular ekledim listeme, hem de "sen 2018'in bana hediyesi oldun" diyebildiğim bir iki tane arkadaş ekledim, kalbime. 

Bu sabah 10 kahvemi içerken 2018 blog muhasebesini yapıyordum kafamda. Gülümseyerek hatırlayacağım bir sürü anı biriktirmişim. 

Yeni arkadaşlarım olmuş ama eskilerin yeri de hiç değişmiyor. Eski blog arkadaşlarımla da ilk günkü sevgiyle hala iletişim halinde olabilmek beni inanılmaz mutlu ediyor. 

Yasemen onlardan biri.. Her yıl, yılın ilk günleri çoook uzaklardan yolladığı ve çok güzel dileklerde bulunduğu yeni yıl kartı ile kalbimi sıcacık yapıyor..
Hiç aksatmıyor bunu ve iyi dileklerini bana ulaştırmaktan hiç vazgeçmiyor. Benim için o kadar değerli bir şey ki bu. Her kartını elime aldığımda, iyi ki diyorum.. iyi ki açmışım bu bloğu da, Yasemen'le tanışmışım.

Bu kart dışında 25 tane yeni yıl kartı aldım peş peşe ama bu yıl onların içinden beni en çok etkileyen kart bu oldu.. Hani "kalbe dokunmak" deriz ya bazı anlar için, öyle bir şey oldu..


Ocak, soğuk bir kış ayı.. Uludağ kar dolu, şehrin belirli yerleri de gayet yoğun kar yağışlı ama benim bahçede karanlık bulutların arasından ara ara kafasını uzatan güneş, ağaçların dallarıyla dans edip oynamayı başarıyor şuan, ben de elimde salep oturmuş onları izliyorum.
Çam ağaçlarını çok seviyorum, çünkü çocukluk hatıralarımın baş kahramanıdır onlar. Bahçemizde hiç çam ağacı büyütemedik, bi' 6 sene önce falan küçük çam ağacı ektik, seneye kocaman olacağını umarak.. Ama yok ektiğimiz şekliyle kaldı. Gerçi o kendisini kocaman bir ağaç sanıyor, pek havalı duruyor bahçenin köşesinde o ayrı :)

O havalı minik çamın yanında bir minik masam var, yaz kış orada oturup bir kahve süresince soluklanmayı seviyorum. Ne zaman çıksam, çam ağacından da bir kaç yaprak dökülmüş oluyor masanın üstüne çok güzel bir görüntü çıkıyor ortaya, şu salep fincanımın etrafını süslediği gibi mesela. Bazen fotoğrafını çekiyorum, bazen de sadece izleyip kocaman gülümsüyorum. Benim mutluluk anlayışım da hep böyle basit zaten.

Bu soğuk kış günlerinizi sıcacık salep lezzetinde geçirmenizi dilerim. Bu yazı da bu yılın ilk Güne Notu olsun.

Zeynep
07 OCAK 2018 / 13:35



Yılın son blog notum;


Herkes şöyle bir geriye dönüp biten yıla bakarak 2018 raporlarını değerlendirmelerini yazmaya başladı. Çok seviyorum o yazıları okumayı. Genelde ben de yazardım ama bu sene toparlayamadım.

Ben her sene yılın şu son günlerinde yeni yıl için planlar yapıyordum, "yapılacaklar listesi" adı altında. Bir sürü maddem olurdu, şunu şunu yapmalıyım şeklinde..O maddeler için ayrı ayrı defterler hazırlardım mesela.

 Ama bu yıl değiştim. Yeni yıl için hiç öyle yapılacaklar listesi hazırlamıyorum. Hatta tam tersi bu defa "yapmayacağım şeyler" listesi oluşturuyorum. Acaba bunun adı büyümek mi yoksa akıllanmak mı..

Tabii değişmeyen şeyler de var, mesela yazmaktan vazgeçmemek gibi, sevdiğim şeyleri listelemek gibi.. "Beni mutlu eden şeyler" listesi için ayrı defter, "şükür" listesi için ayrı defter hazırladım, onlar da değişmedi.

2018 yılı boyunca her gün elimde olan ajandamın son satırlarını dolduruyordum bugün, vedalaşmamıza az kaldı. 2019'da da her gün elimde olacak ajandam da hazır, merhaba dememi bekliyor heyecanla. Ve tabii her sene olduğu gibi o ajandam bu sene de yine Lösev'den olmak zorundaydı. Bu bir takıntı. Başka ajandalarım da olabiliyor ama sürekli elimde olması gereken önemli ajandam Lösev olmak zorunda. Çünkü sürekli elimde olduğu için yıl boyu Lösevi hiç unutmamış oluyorum. Lütfen, Lösevi hiç unutmayalım...

Bu da artık yılın son blog notum olsun. Yeni yıl içinde bloğumda daha çok notlar biriktirmeyi diliyorum şimdiden. 



25 Aralık 2018  /  18:30


NELER YAPIYORUM;


Bu neler yapıyorum yazı dizisini yazmayı da, yazanları okumayı da çok seviyorum. Ben öyle kuralına göre yazamıyorum, bazı maddeleri çıkarıyorum, bazen eklemeler yapıyorum, kafama göre oluşturuyorum.

Yılın şu son günlerini çok seviyorum, hayır yanlış anlaşılmasın kışı sevmiyorum. Liste delisi bir insan olduğum için, yılın başından başlarım listeler oluşturmaya ve böyle son günlerde de tüm listeleri dökerim önüme, neyi ne kadar uygulamışım, ne kadar eksiğim varmış, şöööyle bir iç muhasebesi yaparım..

İşte o listelerimle meşgulüm şu sıralar, bu yıl eksiklerim çok, çünkü yılın yarı dönemini hep evde geçirdim, dışarıda yapmayı planladığım bir çok listem eksik kaldı.
Ve tabii yine bu zamanlarda sevdiğim insanlara güzel bir yıl geçirmeleri adına iyi dileklerde bulunduğum kartlarımı yolluyorum, bana gelenleri heyecanla karşılıyor, mutlu oluyorum. Böyle bir kaç mutlu eden sebep sayesinde kış ile kavga etmeye biraz ara veriyorum.



Seviyorum;  İncirli Kurabiyeyi çok seviyorum. Şu sıralar kurabiyemi elime alıp bahçede oturmayı seviyorum, dökülen yaprakların altında oturup hayaller kurmayı seviyorum.
Bazen kitabımı da alıyorum yanıma, soğuk ama olsun, güneş yüzüme gülümsediği anlarda çıkıyorum..ve bahçede kitap okumayı hep çok seviyorum zaten. Bu hafta başından sonuna kadar her gün azar azar dökülen ağacın yaprakları altında kitabımı okudum, bir hafta içinde 500 sayfalık kitabım da bitti ağacın üzerindeki yapraklar da..



Yiyorum;   Elmalı Toplar yiyorum. Ama öyle böyle değil, abartarak yiyorum, takıldım buna. Ben bir şeye takılınca, o epey bir gidiyor bende. Kış demek sürekli bir şeyler yemek demek zaten..
Bir kaç ay önce bir hastalık sebebiyle çok fazlaca kilo verdim ben, şimdi de o verdiğim kiloyu geri almamak korumak için elimden geleni yapıyorum. O yüzden de hiç öyle kış yemelerine kendimi kaptırmamak için böyle hafif zararsız şeylerle kendimi oyalıyorum. Üzerine de çikolata sosu dökmüyorum. Ama siz yaparsanız dökün, çok güzel oluyor. (yemiyor ama aklı çikolatada)


İçiyorum;  Sıcak çikolata içiyorum ve Sahlep içiyorum. Kışı sevmiyorum, kışa ait sevdiğim şeyler de o kadar az ki, ama sahlep ve sıcak çikolata bu listenin başında yer alıyor. Çok fazla seviyorum ve çok fazlaca içiyorum. Gripten korunmak için bir çok bitki çayı da içiyorum, ama sürekli elimde olan bu ikisi.


Hissediyorum;  Çok sakin ve huzurlu hissediyorum. Olması için direttiğim, sabırsızca üstüne düştüğüm, beklediğim şeyleri artık oluruna/akışına bırakabilmeyi öğrendim..başarabiliyorum bunu. O yüzden hayatım büyük oranda sakinliğe kavuştu.. Çünkü bu huyum beni çok stresli yapıyordu.
Bak mesela, yazın olsun diye gözünün içine baktığım, başından ayrılmadığım, olması için denemediğim yol kalmadığı ama onun inatla "olmayacağım, bekleme" dediği biberlerimin üzerinden baskımı ve beklentimi çekince bu kış günlerine rağmen kendi kendine öyle güzel oldular ki.. Bahar ayında açmayan o narin çiçeği resmen kışın açtı ve ardından kendisi de oldu zaten..


Yapıyorum;   Pide yapıyorum, ekmek yapıyorum, yani özetle sürekli mutfakta bişiyler yapıyorum. Öyle ince işler pek elimden gelmiyor ama börek-ekmek-pide-poğaça gibi hamurla uğraşmayı gerektirecek büyük şeyler beni inanılmaz mutlu ediyor. Bir sürü pide tarifi deneyip, artık kendi pidemi oluşturmanın mutluluğunu yaşıyorum şu sıralar. Yemeyi değil ama yapıp yedirmeyi çok seviyorum. Eh birazcık da meşhur olmuşum galiba, "zeynepin pidesini yemeye geleceğiz" şeklinde telefonlar geliyor geceden, bunu da ayrı seviyorum.



Okuyorum;  Bu kitabı okuyorum. Son okumalarım bunlar, bir çok listem yarım kalmış olsa da, "kitap okuma listem" eksiksiz tuttu, mutluyum onun için. Belirlediğim kitap sayımın dışına çıkmışım bile.


Dinliyorum;  İncesaz / Kalbimdeki Deniz albümünü dinliyorum. Ben çok seviyorum, çok ama.. yine takıldım son günlerde, sürekli onu çevirip dinliyorum..


Düşünüyorum;  Mutluluk maddesi biriktirmek için çabalamak yerine ısrarla mutsuzluk maddesi biriktirmek için çabalayan insanları düşünüyorum.. Üzülmem ayrı konu, anlayamamam ayrı konu..

Hayatımızda mutluluk maddelerimizin daha çok olduğu, olacağı bir yıl bekliyor olsun hepimizi...


16 ARALIK 2018  / 16:30  





GÜNÜN MUTLULUK MADDELERİ;


Yağmurlu ve fazlaca serin bir sabaha gözlerimi açmak mutlu etti beni. 
Annemin ve çoook sevdiğim arkadaşım Emel'in doğum günlerini kutlayabilmek mutlu etti.
Eski yıllara özlem duyduğumuz zaman, o yıllara ait bir arkadaşımızı çağırıyoruz, bu sabah yine böyle yaptık ablalarımla birlikte ve bu onları da beni de mutlu etti.
Bana her zaman çok şirin kartlar yollayan mektup arkadaşımdan yeni bir kart gelmiş olması mutlu etti.
"Sen yağmurlu havalarda tarçınlı kek yemeyi çok seviyorsun, çay demle kekimle yola çıktım geliyorum" diyerek şehrin bir ucundan kalkıp yanıma gelen arkadaşım mutlu etti.
Bir blog arkadaşımın, 10 sene önce ona hediye ettiğim bir kupa ile hala kahve içtiğini göstermesi mutlu etti.
Mandalina sezonunu açmış olmam ise en büyük mutluluk, tek yediğim meyve mandalina çünkü.
Çok sevdiğim bir kalemimi bir haftadır bulamıyordum, bahçeye düşürmüşüm meğer, onu bulabilmek mutlu etti.
Bugün, burada çok güzel dostlar biriktirmiş olduğumu bir kere daha anlamış olmam mutlu etti.
Bu sene evin tarhanasını tek başıma yapıp, sorunsuz şekilde kavanozlara yerleştirip raflara dizebilmiş olmam mutlu etti. Gelip geçerken bakışıp gülümsüyorum.
Eski blog arkadaşlarımdan bir kaç kişinin daha bloglarına dönüp yazmaya başladıklarını görmek mutlu etti.
Bir bloğumun olması ve çok severek okuduğum blog arkadaşlarımın olması ise zaten her günün mutluluk sebebi.

Bunlar gün içinde yaşadığım öne çıkan büyük mutluluk maddeleri, bir de arada olan minik mutluluklar var.. Tabii bunların yanında sorunlar yok mu..bir sürü. Ama ben bu güzel hayatı yaşamak varken kalbimi üzüntülerle yormak istemiyorum. Çünkü çok üzülünce geçip yok olmuyor ki dertler.. O yüzden mutluluk maddelerine odaklanmak daha iyi geliyor bana. Hepimizin mutluluk maddeleri, dertlerden sıkıntılardan daha çok olsun.



25 Eylül 2018 / 16:35