Güneşli bir şubat;



Bu fotoğraf aslında yaşadığımız bu kış aylarının çok güzel bir özeti. Kış odunlarının önünde açan yaz çiçekleri. Odunlar çok az kullanılmış, yarısı bile eksilmemiş daha.. Önünde ise çiçekler sanki yaz mevsimi gelmiş gibi coşku ile açılmış saçılmış..🌸💮🌼

Güneş de nasıl çiçekleri canlandırıyor, onlar da iyice bir nazlanıyor şımarıyor.. Ee resmen bir yaz günü gibi işte.
Biliyorum hiç iyiye işaret değil bu havalar ama yine de bana o kadar iyi geliyor ki. Güneş varsa, biraz da yeşil ve çiçekler..tamam benden mutlusu yoktur.  Benim mutluluklarım böyle basit ve ulaşılabilir şeyler..🎈

Ama şu sıralar çevreme bir bakıyorum da..yüzü gülen kimse yok.. Herkes bir dertli..keyifsiz..Onlara göre büyük sebepler belki, ama yine de bu kadar zor mu hayatın bizler için ayrı ayrı hazırladığı kötü sürprizlerine gözümüzü kapatmak? Ve içimizde her şeye herkese sevgi beslemek gerçekten çok mu zor? Bence bu o kadar zor olmamalı.

Yani çok üzülünce geçiyor mu derdimiz.. çok sevinince mesela bırakmıyor mu bizi sevinçler, terk etmiyor mu?
Değer mi işte kalbi bu kadar yormaya.. Gündüz olur, gece olur, sakin sularda renkler daha belli olur.
Gözlerini yorma gözyaşlarınla, kabini yorma üzüntülerle, beynini yorma kaygılarla... Değer mi bu güzel hayatı yaşamak varken? Değmez.. Çevremdeki herkese söylemek istiyorum bunu.. Nefes almak çok güzel bir şey 💕




Zeynep
15 ŞUBAT 2018 / 21:45



200 DAYS OF GRANNY SQUARE


Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, çağlar atılsın biz bayanların fıtratı asla değişmez, değişmiyor.
Yıllar önce ablalarımız  kapı önlerinde, parklarda bahçelerde ya da evlerde toplanarak bir birlerine motifler vererek örgülerini yaparken bizlerde şimdi aynı şeyi bilgisayar başında bir birimize motifler vererek örmeye  başladık.

İnsan ruhu işte, hiç değişmez.
Ezgi bir proje başlattı, adına da; "200 Days Of Granny Square" dedi. Başladığı epey olmasına rağmen bir çok kişi yeni haberdar oldu ve katıldılar. Hatta aradaki günleri/açığı bile kapattılar. Hepimiz çok keyif alıyoruz, hepimizin söylediği tek şey; "bir canlılık hareket geldi" Evet bu çok doğru.

Aynı eski günler gibi oldu işte.. Belki ilerleyen günlerde kenarda da bir dedikodu sayfası açarız, bir motif yapıp iki laf söyleriz.. Ama eski daha mı güzeldi, yoksa yeni mi güzel onun kararını vermek çok zor..

Eskiye ait bir şeylerle karşılaştığımızda hiç bir zaman küçümsemeyelim, basit görmeyelim..Her şey o zamana göre çok kıymetli çok önemli çok da güzel bir şey.
İşte biz de döndük dolaştık geldik yine Babaanne Örgülerine.
Her şey eskisi gibi, belki aynı ortamda oturup örmüyoruz ama bakınca bir birimize o hissi veriyor, ayrı-ayrı ama aynı gibi örmelere başladık yalnız tek bir eksiğimiz var, o da; "Ayy falan arkadaş motifini veremezmiş, yeminliymiş..bir tek çeyizde görülecekmiş başka yerde görülemezmiş..." 🙈internet bütün gizlilikleri açığa vurduğu için bizim böyle fantazilerimiz yok maalesef ☺

Bu projeye katılmaya karar verdiğim gün karşıma böyle bir kocaman örnek çıkmıştı. "Sen de mi katıldın bizim aramıza" dedim, tam da bizim motifler gibi hepsi farklı desen farklı renk. Pek konuşkan değildi, çok bir şey anlatmamıştı ☺

Çok keyif alıyorum, yapılan motiflere bakmaktan, katılan yeni arkadaşları keşfetmekten. Ben de başladım yapmaya, ama şu sıralar sürekli dışarıda işim olduğu için fotoğraf çekemedim. Bir de ben çok yeni başladım daha, hem projeye yeni başladım hem örgüye 🙈 Öğrenebilmem de, açığı kapatmam da epey zor olacak.

Ezgi'ye herkes gibi ben de çok teşekkür ediyorum, hayatıma renk ve hareket kattığı için💕🎈


5 ŞUBAT 2018 / 11:40



Ocak Ayına Veda;


Ocak Ayı biterken şöyle bir geriye dönüp baktım ve neler yaptıklarımı fotoğraf günlüğü ile not etmek istedim buraya.

Bahçemizin sadece tek bir vazoluk kalan sarı çiçeklerini toplayıp penceremin önüne yerleştirerek güneşle birlikte Ocak ayının ilk gününe böyle merhaba demişim.
Çook sevdiğim yazar olan canım Tami Hoag, son kitabını elimde tutup okumaya kıyamıyordum ama daha fazla bekleyememiş ve okumuşum.
Yine vücudum mikroplara yenik düşmüş ve bitki çaylarında şifa aramışım..
Dan Brown kitabı Başlangıç'ı zorla okumuşum hiiç beğenmemişim ve; "otur sıfır Dan Brown!" diyerek kitabı görmeyeceğim bir yere kaldırmışım.
Canlı çiçek bulamamışım penceremin önüne çok sevdiğim bir ablamın hediyesi olan rengarenk keçe çiçeklerimi yerleştirmişim.

Blog Aleminin LeylakDalı'sı, herkesin Nurşen Ablası..harika bir kitap yazmış, bayıla bayıla okumuşum kitabını çok sevmiş herkese de tavsiye etmişim.
Şirin bir köyün şirin bir evine misafir olarak gitmişim, dönüşte de hayranı olduğum pencerenin fotoğrafını çekmişim yine.
Aynı Trendeki Kız gibi Karanlık Sular kitabını da okumuşum ama sevsem mi sevmesem mi karar verememişim.
Tek başıma sessizce çıkmış saatlerce Cumalıkızığın dar sokaklarında dolaşmışım.
Mutfakta bir şeyler yapma keyfimi abartarak, tariflerim için eve aldığım çikolataların hesabını tutamamaya başladığım bir gün vicdan azabı çekmiş olmalıyım ki yeni bir çikolatalı pasta tarifine bakarken kendime engel olmak adına Canan Karatay'ın kitabını alıp çikolatanın zararları bölümünü okumaya başlamışım..Ama yine de o tarifi gözümün önünden kaldırmamışım 🙈

Kapalı alanlar beni öyle sıkıyor ki, benim mekanlarım hep parklar bahçelerdir..yine çok sevdiğim bir bahçede güneşlenerek çayımı içmişim.
Postadan kartlarım gelmiş çayıma eşlik etmiş.
Karatay kitabının etkisi çok uzun sürmemiş ve yine pasta yapmak için malzemeler almanın peşine düşmüşüm.
Zaten eve döner dönmez de çikolatalı pastamı  yapmışım 🙈
Çitlerle çevrili evlere bayılırııım, benim çocukluğumun geçtiği evlerimizin bahçeleri de hep çitlerle çevriliydi, yine çitli bir ev bulmuş hayran hayran seyretmişim..

Sabah 7:30'da yaptığımız kahvaltımız için 6'da uyanıp yeni bulduğum bir tarifi deneyerek minik pizzalar yapmışım.
Çok kilo alıyorum diye ağladığım bir gün vicdanımı rahatlatmak adına yürüyüş yapmaya karar vermiş ama yürümektense banklara oturup kozalaklarla konuşmayı tercih etmişim☺
Canım Ursula...öldüğünü düşünmek bile istemiyorum hala..ama haberini aldığım gün "Karanlığın Sol Eli" kitabını elime almış okumuşum..
Bursa'mı ne çok seviyorum, istediğim an yeşile de maviye de ulaşma imkanımın olması öyle güzel ki..yine mavinin yanına koşmuşum denizi ve kuşları izlemişim..
Uzun zamandır elime almadığım çarpı işime vakit ayırmışım.

Çok güzel bir kırtasiye keşfetmiş ve tabii kartpostalların önünde kendimden geçmişim.
Arkadaşım kandil simitini çok seviyor diye ona simit yapmışım ve iş çıkışı çaya çağırmışım.
Kurtulamadığım gripten ve diğer salgınlardan iyileşebilmek adına nane limon çayımla ayrılmaz ikili olmuşum.
Uzaklardan gelen kartlarımla mutlu olmuşum.
Ve son olarak da, bahar gibi bir gün yaşatan güneş sayesinde terasta oturup çayımı içmişim. Ocak ayına veda etmişim...

Hoşça kal Ocak.. Ve Şubat, güzellikler getir lütfen..hepimize.


31 OCAK 2018 / 21:45



Baharı özlüyorum;


Güneş öyle güzel ki.. Odamda masamın üzerine bakıyor, ayrı şekiller çiziyor..Terasta duvarlara bakıyor ayrı şekiller oluşturuyor.. Bayılıyorum izlemeye.
Soğuk olmasına rağmen güneş öyle güzel bakıyor ki yüzüme, aldım çayımı elime çıktım terasa, karşıma da oturttum baharı hatırlatacak yağlı boya tablo gibi tepsimi, kapadım gözümü kış değil de sanki bahar mevsimindeymişim gibi hissettim kendimi.
Oysa ki bu sene söz vermiştim kendime, her mevsimi ayrı seveceğim diye.. ama yok olmuyor. Ben yeşil olmazsa güneş olmazsa canlanamıyorum..Bahar olmalı bana hep, güneşi göremezsem çiçekler gibi ben de solup gidiyorum..


                                                                                                                                                           28 OCAK 2018 / 12:45

Bir kart ile mutlu olmak;


Kar yağar diye beklerken güneş gözümüzün içine baka-baka gülümsüyor bizlere. Hava karanlık ve kapalı olunca benim içim de kapanıyor, seviyorum güneşi ama bu defa da hastalıklardan kurtulamıyor mikroplardan temizlenemiyoruz.. Güneşi de gezerek değerlendirmek yerine evde oturup NaneLimon çayı eşliğinde pencereden izlemek zorunda kalabiliyoruz işte.
Herkesin şikayeti aynı, bir türlü geçemeyen mikrobik hastalıklar.. Doktorlar sebep olarak değişik-değişik şeyler söylüyor olsalar da, sebebi havadaki mikroplar işte. Bir de bağışıklık sistemimiz güçsüz ise hemen teslim oluyoruz hastalıklara. Keyif saatlerimize de kahve değil bitki çayları eşlik etmiş oluyor.


Tam biraz iyileşebilirim düşüncesi ile Nane Limonumu içip güneşin masada çizdiği şekilleri izleyerek gülümsediğim sırada postacı geldi. Gülümsemem iki katına çıktı. Kimden ne geldiğini bilmesem de, o postacıyı görmek hep mutluluk ve heyecan veriyor işte bana.
Tabii zarfı elime alır almaz mutluluğum daha çok arttı. Çünkü o zarf çoook uzaklardan ama çook sevdiğim bir blog arkadaşımdan gelmiş meğer.. Hemen açmaya çalışırken postacı "şu 2 zarf da size ait" dedi. Hepsini aldım karşıma oturttum. Uzun-uzun seyredip gülümsedim. Sonra içlerini açıp okumaya başladım..
Ah Yasemen, benim eski blog arkadaşlarımdan çok sevdiğim bir Masal Kahramanım.. Evet ben ona öyle diyorum.. Masal gibi işte onu okumak izlemek.. Her defasında içimi kıpır-kıpır yapar ona ait bir şeyleri okumak ve elimde tutmak. Her yılbaşı zamanı bana hiç aksatmadan kartımı yollar, bazen çok geç gelir bazen gelmez ama o hiç vazgeçmeden yollar bana. Benim ona yolladığım kartlar hiç ulaşmasa da, onun kartları kaybolmadan bana gelmenin bir yolunu buluyor hep.

Diğer kartlarım da yine uzaklardan gelmiş ve yine eski blog arkadaşlarımdan her ikisi de. Bir kart ile mutlu olur mu insan? Olur.. Hatta hastalık falan kalmaz, o kadar keyiflenir ve iyi olur ki ☺

Hep diyorum işte, blog alemi bir başka..diğer sosyal medya hesaplarına benzemiyor.. Sıcaklık var burada, sevgi ve samimiyet.. Öyle takipçi sayısıymış okunma sayısıymış onların hiç önemi yok, blog ortamına girdiysek o sıcacık sevgi dolu tüm insanlarla bir şekilde kesişmeye başlıyor yollarımız. Sonra da kopmamak üzere bir bağ oluşuyor aramızda. Hep çok değerli benim için blog ortamı.. Uzun bir zaman oldu bırakıp ara verdiğim, ama sanki hiç ara vermemiş gibi yine kaldığım yerden devam edebiliyorum. Blog yazmak da, okumak da hala çok fazla keyif veriyor bana ☺

Ve kart yollamayı almayı da çok seviyorum. Evet teknoloji çağında da yaşasak ben bundan hiç bir zaman vazgeçmeyeceğim.


                                                                                                                                                        26 OCAK 2018 / 15:55



Kahvaltı mutluluktur;



Öyle hiç; "yazmak istiyorum yazamıyorum" ya da "bundan sonra hep yazacağım" gibi şeyler söylemeyeceğim artık, direk yazmak istediğim konuyu yazacağım...

Önemli günler önemli davetler beni çok sıkar..
Sıradan olaylar benim için çok daha önemlidir. Tıpkı her gün yapılan kahvaltı gibi..
Doyamam.. her gün aynı saat, aynı kahvaltı takımları, aynı yiyecekler.. Ve aynı üyeler; Babam Annem Ablalarım...
Bıkmadım, bıkmam..
Ama özel bir yemek davetinden bıkarım sıkılırım işte, alışkanlıklarımdan vazgeçmem çok zor benim..

Hayat boyu her gün aynı saatte kahvaltı masamızı kurduk, bazen bahçemize, bazen balkonumuza bazen mutfak bazen de odamıza..Kurulan masanın yerleri ve üyeleri hep aynı, ufak tefek değişiklikler olabiliyordu sadece..
"Bakın, bu kahvaltı tabaklarımızı yeni aldım, bunlarla yiyeceğiz artık.."
"Bize gülmeyi unutturmasın diye şu gülen peçeteleri aldım kahvaltı masamız için"
gibi değişiklikler olabiliyordu. Masa örtümüzü de yine sık sık değiştirebiliyorduk..Ama yine her gün olan bu sıradan olay benim için çok değerliydi..
Ve son günlerimizdeki bu sıradan olayımız bana diyor ki;
"Bu sıradanlığı yarın bir gün çok özleyeceksin ve ulaşamayacağın yerlere gelecek.."
Evet biliyorum.. maalesef o günlere ayak bastık bile.. Artık kahvaltı masalarımız eksik olacak belki de bu öğünü tamamen hayatımızdan çıkaracağız..

Öğle ve Akşam yemeği için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim ama kahvaltı mutluluktur.. Yani her kahvaltıda bir mutluluk payı var, mutlaka aramalı ve bulmalı..kahvaltılar mutluluğun çağrısıdır.. Ve ailece bir masanın etrafında toplanılmış kahvaltı saatlerinizin kıymetini bilin, yarın bir gün o değerli şeyin elinizden kaybolacağını hiç aklınızdan çıkarmayın..

Günlerden sonra ilk defa bu sabah tüm aile üyeleriyle eksiksiz  toplanabildiğimiz kahvaltı masamızın çiçeği bu rengarenk çiçeklerdi.. Bana; "iyi ki blog yazmışım da tanımışım" dedirten çok değerli Ablamın hediyesiydi.. Bu güzel günümüze de değer katmış oldu çiçeğim..


                                                                                                                                                         24 OCAK 2017 / 13:50



Aynı kalmak güzel;


30 oldum. Ve bu yılıma bu yaşıma kadar edindiğim bir tecrübe; hep aynı kalmak en güzel.

Hep aynıyım ve mutluyum.
Yediğim içtiğim, yemek saatlerim, kıyafetlerim, kitaplarım-kitaplığım, eve dönüş saatlerim, evden çıkarken izin almam, kavgalarım, korkularım, düşlerim, gülüşlerim...Hep aynı...

Tıpkı deniz gibi.
Yağmur yağar artmaz, güneş açar azalmaz. Taşmaz kıyıları aşıp, içinde yaşar dalgalarını, sakinliğini berraklığını.. Her gün bir başkadır, ama hep aynıdır.
Biz yıllar sonra da geçsek biliriz ki deniz oradadır, hep aynıdır.
Değişen etrafıdır, etrafındaki evler, sahil boyu yürüyen insanlar...

Ben de düşündüm ki; daha ilerilere gitmek, makam-mevki edinmek, tarz değiştirmek, yorgunluk..
Eğer aynı kaldığım yer çiçek bahçesinde bir çiçekse; hep aynı kalmak en güzel. Şu zamanda ihtiyaç duyduğum tek özellik huzur.

İnsana yakışan güzel hasletlerle hep aynı kaldığımda, kaybolan yıllarım olmayacaktır. Bu da bana huzur verir.

Beni bırakıp giden, değişen, kimi zengin kimi bilgin olan sevgili arkadaşlarım; ben hep aynıyım. Eğer bir gün bir özleme gelirseniz; evim de aynı ev telefonum da aynı... Beni hep aynı bulursunuz.
Ben de çok sevdiğim insanları, aynı zile basıp aynı kapıyı açınca aynı bulmak isterdim!

Ama bu fikrime acayip bakmayın. İnanın güneş hep aynı, ay hep aynı, yıldızlar, bulutlar... Ben duymadım güneşten bıkanı, yıldızların şeklini değiştirmek isteyeni.
Elimizdeki güzelliklerle hep aynı kalmayı diliyorum..

                                                                                                                                                    15 Mart 2017: 18:30

Merhaba Mart, Merhaba Bloğum;



Alışkanlıklarımdan vazgeçemem hiç bir zaman. Yeniliklere açık bir insan olamadım ben.
Bir şeyi ilk elime aldıysam onu bir daha bırakmam, yerine yenisini daha güzelini alsam bile o ilk benimle olur her zaman.
Her konuda böyle.
Mesela fotoğraf makinem, ilk aldığım makinemin üzerinden bir kaç tane daha makine geçti elime ama benim elimde hala o ilk makine var, bırakmam onu.
İlk aldığım bilgisayarım, defalarca ölümlerden döndü ama ben ısrarla onu yaşatmak için çırpınıp duruyorum ve bir gün onu kenara bırakmak zorunda kalacağımı aklıma bile getirmek istemiyorum.

Bloğumun ismi de öyle.
İlk blogger kaydım 2003 yılında idi, bir kitap bloğu olarak.
O zamanlar tek tek bloglar vardı ve tek bir konu üzerine idi.
Çok hareketli değildi yani blog alemi ama çok candan bir kaç arkadaş kazandırmıştı bana.
Sonra ara verip 2010 yılında tekrar başlamıştım ve o zaman her şey daha farklı daha keyifliydi.
Bloglar arasında bir kitap kulübü kurmuş, bir çok bloğu ve blog arkadaşlarımı o sayede bulmuştum.
Çok güzel anılar biriktirmiştim senelerce, buraya yazmak ve okumak her zaman mutlu etmişti beni.

Bloğumun ismi hep "İncirli Kurabiye" idi, ama geçen senelerde bir gün bloğumun başına kötü bir şey gelmiş elimden almışlardı onu.
İçindeki bir çok yazım silinmişti, ismini çalmışlardı..
O günden sonra soğumuştum bloğumdan..
Tekrar yazmak için çabalamıştım elbette ama hani ismi artık İncirli Kurabiye değildi ya, o rahatsız ediyordu beni..
Bir kaç yazımı kurtarmış olmama rağmen, başka bir isim alıp tekrar yazıyor olmama rağmen yabancıydım bloğumda..
Çünkü ismi ilk isim olan İncirli Kurabiye değildi.
Çünkü ben yenilikleri değişiklikleri kabullenebilen biri değildim.
Çünkü ilk ismi yani alıştığım ismi burada görmeyince buraya "benim" diyemiyordum.

Hala İncirli Kurabiye'yi almak için çabalıyor olsam da, bu çabalarım hep sonuçsuz kalıyordu.
Ama ben blog yazmayı da özlüyordum, yazan arkadaşlarımı düzenli takip edebilmeyi de özlüyordum.

Bu yıl kendime verdiğim sözlerden biri de; ismi ne olursa olsun bloğuma geri dönmek tekrar yazmak idi.
Benim için yılın başı Ocak değil, Marttır her zaman.
Ve Mart geldiğine göre yıl başı olduğuna göre, söz verdiğim gibi bloğuma dönmem gerekiyordu.
İsmi elbette tam İncirli Kurabiye olamamıştı ama en azından "kurabiye"sini yazdırabilmiştim.

Tekrar güzel anılarımı burada biriktirmek için, o geçmişte olan bloglar arasındaki heyecanlı günleri tekrar yakalayabilmek için;
Merhaba Canım Bloğum..




                                                                                                                                                               1 Mart 2017 / 15:00

Benim minik bahçem;



"ilk üç vişneyi verdiğinde bahçedeki ağaç
annem sevindiydi hatırlarım.
ah demişti.
ah!
üç küçük kırmızı dünya verilmişti sanki ona.
annem çok sevinmelerin kadınıydı.
bazen sevinince annem gibi,
rengârenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.
annem çok sevinmelerin kadınıydı,
sıcak yemeklerin."

Didem Madak 


Bütün oturduğumuz evlerde hep minik de olsa bir bahçemiz oldu. Ve ben kendimi bildim bileli Annem hep o bahçelerimizdeki meyve-sebzelerle mutlu oldu sevindi.
Bahçedeki erikler-incirler-dutlar olup Annemin eline düştüğü zaman havalara uçardı, ben ise şaşkınlıkla seyrederdim O'nu hep..
Ektiği domatesleri biberleri olmaya başlayınca ondan mutlusu yoktu.
Bahçemizden patlıcanları toplayıp mutfağa geçtiğinde, söylediği şarkılar eşliğinde neşeyle yemek yapar ve bundan keyif aldığını hissettirirdi.
Sabah erkenden uyanıp bahçeden topladığı rengarenk  çiçekleri vazoya yerleştirme telaşını, evi mis gibi kokutma çabasını tarif edemem.
Annelerin sevinmesi ne güzel..
Onların sevinmesi mutlu olması çocuklara huzur veriyor, bunu biliyorum.
Ve bu tarif edilemeyen sevinmeler çocuklara da geçiyor bence.
Şimdi ben de aynı Annem gibi oldum.
Annem gibi sevinmelerim var benim de..


Sabah erkenden uyanıp bahçeye çıktığımda, ekmiş olduğum ve sabırsızlıkla büyümesini beklediğim sebzelerin büyümeye başladığını görmek nasıl büyük bir mutlulukmuş meğer..
Büyüttüğüm domatesler ve biberlerle kahvaltı masası hazırlamak, sevinmelerin en güzeliymiş.
Akşam yemeği için yine bahçeye koşup patlıcanları ve salatalık malzemeleri toplayarak mutfağa geçmek, Annem gibi şarkılar söyleyerek yemek hazırlamak ne keyifmiş meğer.
Yani bu zamana kadar sadece izlediğim ve anlayamadığım Annemin sevinmelerini şimdi ben yaşıyorum.
Ve tabii Annemin yaşadığı duyguları şimdi çok iyi anlayabiliyorum.



                                                                                                                                                                  12 Ağustos 2016 / 14:35




Bir fotoğrafın hatırlattığı hikaye;


                                                                                                   

  Biraz peynir, biraz zeytin, iki domates, iki yumurta, biraz börek ayran, piknik sepetimin ürünleri. Tabağım, bardağım, kaşık-çatalım, su şişesi ve piknik sepetimin üzerine örttüğüm kırmızı-beyaz kareli örtüm, piknik sepetimin zimmetli malları.

  Arkadaşım her yaz tatilinde anneannesinde kalırdı. Anneannesiyle biz aynı mahallede oturuyorduk, ama anneannesinin sokağı bizim sokaktan oldukça uzaktaydı. Evlerin azaldığı, bol ağaçlı ve çimenli bölge vardı. Orada arkadaşımla beraber piknik yapardık. İkimizde getirdiklerimizi bir birimizle paylaşırdık. Yarısı arkadaşıma yarısı bana...

  Her yıl yaklaşık üç ay boyu sürekli piknik yaptığımız için, bu aktivitemizi bir programa bağlamıştık. Şöyle ki; iki gün üst üste pikniğe gidilmezdi. Bir gün arkadaşımla pikniğe gidiyorsam, ertesi gün sokaktaki arkadaşlarımla oynamalıydım. Eğer pikniğe pazartesi gidiyorsak, çarşamba-cuma, eğer salı gidiyorsak, perşembe-cumartesi giderdik. Pazar günü pikniğe gidilmezdi, ikimiz de pazarı ailelerimizle geçirirdik. Pikniğe sabah çıkıyorsak, 10:30'da, öğleden sonra çıkıyorsak, 14:30'da giderdik.

  Bizim sokağı çıkınca iki katlı etrafı kırmızı güllerle çevrili beyaz bir ev vardı. Kapıları da büyük ve beyazdı. Evinin merdivenlerinde oynayan çocukları sevmese de, kızıp kovduğunu da hiç görmediğim, orta yaşlarda bir teyzenin girip çıktığı fakat tam olarak kimlerin oturduğunu bilmediğim o evin önü buluşma yerimizdi. Her sene sayısızca o piknik programlarımızda bir kere bile ne ben arkadaşımı beklettim ne de arkadaşım beni bekletti. Aynı anda gelir, sevinçle sarıldıktan sonra hiç duraklamadan yolumuza devam ederdik. Annelerimizin başımıza bir şey gelir ya da evimize dönemeyiz diye bir endişeleri yoktu. Her yerde hava gibi, güneş gibi, emniyette vardı.

  Piknikte çok mutlu anlar geçirirdim, bitmesini istemediğim anlar.. Getirdiklerimizi güzelce dizayn eder, hem yer hem konuşurduk. Sonrada uslu-uslu eşyalarımızı toplar, yerimizde değil bir çöp, bir toz dahi bırakmadan ve geç kalmadan evimize döner, mutlu temennilerle bir birimizden ayrılırdık.

  Farklı kültürlere sahip ailelerin çocukları idik. Ama bu çocukluk arkadaşlığımıza engel değildi. Arkadaşım; Anne-Babasının evlerinde sürekli davetler verdiklerinden, çeşitli içki isimlerinden bahsederdi. Ben de bizim evimize çok misafir geldiğini, o zaman çayı iki ayrı demlikle demlediğimizi, Annemin kompostolarını herkesin çok beğendiğini anlatırdım. O bana Annesinin makyaj malzemelerinden, rujlarının renklerinden bahsederdi. Ben de Annemin her kıyafetine uygun örtüsünün olduğunu, renk ve desenlerini anlatırdım. Bir birimizin anlattıklarına şaşırmaz, kınamazdık. Tuhaf da gelmezdi. Ben onu ilgi ve hayranlıkla dinler, O beni ilgi ve hayranlıkla dinler; "Ne güzel" derdi. Büyük adamlar gibi olgunlukla sohbet ederdik. Ne ben O'na "saçma" der, ya da akıl verirdim. Ne O bana; "saçma" der akıl verirdi. Hayatımın sonraki dönemlerinde bu olgunluğumu hiç bir zaman yakalayamadım...

  Arkadaşım sakin bir çocuktu. Yaramaz ve mızıkçı değildi. Çok terbiyeli ve derslerinde çok başarılı idi. Bir birimizle çok iyi anlaşıyor, aynı şeyleri düşünüyorduk. Hiç kavga etmiyorduk.

  Yaz tatillerimizi böyle mutlu geçirirken, bizler lise yıllarına doğru büyümeye başlamıştık. Ben kendimi havalı buldum, O'nu beğenmez oldum. O kendini havalı buldu, beni beğenmez oldu. Çocukluğumuzdaki saf masum menfaatsiz arkadaşlığımız bize basit ve değersiz geldi. Artık başka çevrelerden başka arkadaşlar edinmeye başlamıştık.

  Tekrar yaz tatili gelmişti. Ama ben artık onunla pikniğe gitmek istemiyordum. Sıkıcıydı, bana tepeden bakıyordu. Koleje gidiyor olması bana ukalalık yapmasını gerektirmezdi. Hem yeni tanıştığım arkadaşlarım kafelere gidiyordu. Biz çimenlere gidip piknik mi yapacaktık?! Ev sahibi olduğum için sorumluluk duygusundan mıdır bilmiyorum, yine piknik sepetimi hazırlayıp istemeye-istemeye buluşma noktamıza doğru yola çıkmıştım. Arkadaşıma bir daha pikniğe gelmeyeceğimi nasıl söylerim diye düşünürken, kendimi beyaz evin beyaz kapıları önünde bulmuştum. Uzun süre beklemiştim. Arkadaşım gelmemişti.  Biz arkadaşımla anlaşıyoruz, aynı şeyleri düşünüyoruz dedim ya, Arkadaşım beni zorda bırakmadan cevap vermişti bana, hiç gelmeyerek... O zaman arkadaşlığımızın bittiğini anladım ve bir dönemin; çocukluk dönemimizin bittiğini...

  Birden bana hüzün çökmüş içim sıkılmıştı...Sanki güneş batmış, akşam olmuş gibiydi. Koşarak evin yolunu tutmuştum. O piknik sepeti ne ağırdı öyle, nasıl taşımıştım senelerce... Kimse görsün istememiştim ve hızla eve girip mutfağın balkonuna piknik sepetimi fırlatmıştım. Darbenin etkisiyle su şişesi kırılmış, piknik sepetimdeki her şey ıslanmıştı ve su dışarıya akmaya başlamıştı. Bu kırılan şişeden akan su değildi, Piknik sepetimin, biten arkadaşlığımıza döktüğü gözyaşları idi.. 8 senedir arkadaşlığımıza emeği geçmişti. Konuştuklarımızı işitmiş, sırlarımızı saklamıştı. Ona böyle davranmaya hakkım yoktu. Sonra onu Annem ne yaptı bilmiyorum. Koruyamadığım için sormaya da yüzüm tutmuyor...

  Arkadaşımı bir daha hiç görmedim. Biz de o mahalleden taşındık. Çok sene sonra eski komşularımızdan birisi ile karşılaştım. Arkadaşımın çok ağır bir hastalık geçirdiğini öğrendim. Fakat fazla bilgi alamadım. İyileşip iyileşmediğini de bilmiyorum...

  Canım Arkadaşım;
Ben de ağır bir hastalık geçirdim. Yoksa biz piknik malzemelerimizi paylaşırken, hastalıklarımızı da mı paylaştık. Yarısı sana yarısı bana.. Yanımda olsaydın ilaçlarımı da paylaşırdım seninle, yarısı sana yarısı bana...

  Bunu duyduğumda çok ama çok ağladım. Hem Arkadaşım için hem kendim için. Sen ağlama arkadaşım, ben senin yerine de ağladım. "Olmaz, paylaşmamız lazım" diyorsan yine; o zaman sen de gül, hem kendin için gül, hem benim için gül.

  Biz büyüdükçe çocukluğumuza ve piknik günlerimize olan özlem de büyüyecek bir dağ olacaktır. Ve o dağ aramızda kalacak bizi kavuşturmayacaktır...



Fotoğrafın sahibi Raif.
Bana bu fotoğrafı verdiği için bir kere daha teşekkür ediyorum.

                              

                                                                                                                                                                                                           31 Ağustos 2015 / 11:25



Yaz;




Tabiatın en zengin renkleri ile bir bayram şenliğine büründüğü mevsim; yaz.
Bahçelerde şakayıklar, kırmızı-sarı laleler, beyaz pembe zambaklar, renk-renk dalya çiçekleri,

mis kokulu hanımeli, mor salkımlar ve daha yüzlerce çiçek rangarenk bir tablo meydana getirirler.
Ya sokaklardan sesleri gelen, çiçeklerin en güzeli, çiçeklerin en renklisi çocukların çiçeklerle yarışına ne demeli?
Yaz mevsimine ait iki güzel şey; çiçekler ve çocuk sesleri... Çocuk seslerinin ve çiçeklerin arasından merhaba diyorum.
Bugün artık tüm hevesimi toplayıp; tüm gayretimle bloğuma sahip çıkmaya, ihmal etmeden yeni anılar biriktirmeye karar verdim.

                                                                                                                                                                     13 Haziran 2015 / 19:45

Maşukiye'de Bir Mola;

Bir sudan bu kadar çok nota çıktığını hiç işitmemiştim.
Rüzgar başka perdeden çalıyor, su ise başka perdeden.
"Müzik ruhun gıdasıdır" dedikleri, bu doğanın müziği olmalı.
Sahne dekorasyonu büyüleyici.
Günler öncesinden bilet almıştım bu konser için ve keyifle huzurla çayımı içmek için.
Maşukiye...En kısa zamanda tekrar kavuşacağız.

                                                                                14 Nisan 2015 / 18:00

14 Mart;



Mart Ayı'nın her sene gelişi farklı oluyor.
14 Mart bazen kara bürünüyor, bazen de bahar dalı oluyor.
Ama mutlu ve huzurlu olunca insan; senelerin geçtiği hiç anlaşılmıyor...


                                                                                                                            14 Mart 2015 / 10:00

Çamlar;


İğne yapraklı ve her mevsim Yeşil kalan, çocukluğumuzun neşe kaynağını sembolize eden Çamlar..
Serin iklimlerden, nemli ve güneşli ortamlardan hoşlanan dikkat çekici bu ağaçları iyi tanır, dost olursak, nesiller boyu gölge olur süs olur bahçelerimize.

En sevdiğim ağaçtır Çamlar ve çok değerlidir benim için. Nerede bir Çam Ağacı görsem mutlu olurum. Ayrıca; bana çocukken, trenler geçerken yolcuların hayran bakışları altında gölge oldukları için, çam fıstıklarından ikram ettikleri ve bol oksijen verdikleri için de hep teşekkür ederim onlara.

Bursa'nın yarısı Sonbahar, ama diğer yarısı hala Yaz. Bu sabah o Sonbaharın uğramayı unuttuğu kısmında ve Çamların arasında güne başladığım için de pek mutluyum.

                                                                                                                                                                   22 Ekim 2014 / 12:40


Bayram;


Bir bayram daha gerçeklerle yüz yüze geldik. Bayram gelmiş, gelmemiş fark etmedik.
Arefeden kalmaya gelen misafirlerimiz olmadı. Bayram günü biz büyükleri tanıyıp el öpmeye gitmedik. Küçüklerde bizleri tanıyıp el öpmeye gelmedi. Buna da şükür, henüz ailemizden kopmadık, bir birimizle bayramlaştık. Ama yarın bir gün elini öpmeye büyük arayacağız, el öpmeye hasret kalacağız...

Bu bayramda şekerler bitmedi, kapıya hiç bir çocuk gelmedi. Çünkü hepsi sanal alemde geziyor, gerçek alemden habersizler,eh bu yüzden de sokak-sokak gezmek anlamsız..
Baklavalar da bitmedi, gelen olmadı ki ikram edilsin. Herkes tatilde. Kurban etlerini de kendimiz yedik, paylaşmadık hiç kimseyle!
21. Yüzyılda bu sosyal ibadeti asosyale çevirebilmeyi başardık. Bize ne, kurban kesmiş kesmemiş..
Bayramın anlamı bu muydu?
Bu kadar kısa sürede değişmemeliydi Bayramlar..
Ama hayır değişen Bayramlar değil. Onlar her sene günlerini aksatmadan tüm asaletiyle geliyorlar. Değişen biziz. Bayramları ağırlayamaz olduk.

Bu Bayram, "bayramınız kutlu olsun" cümlesinin yabancı gelmesinden endişe etmeye başladım...Bayramın coşkusunu kaybetmeden yaşayan müstesna insanların Bayramları Mübarek Olsun...

                                                                                                                                                                 
                                                                                                                                                                     07 Ekim 2014 / 20:00



Gün;


Benim küçük evrenime güneş bazen farklı doğar. Sarısı daha canlı, ışığı daha parlak..

Uyuyamam. Sabah olunca bahçedeki çiçeklerin kokuları hücrelerime dolar.

Burnumun kokuları çok iyi ayırt ettiğini iddia edemem, çünkü bazen çiçekler bir başka kokar.

Parfümler bu kokularla yarışmaya hiç kalkışmasınlar çünkü kazanamazlar.. Çayımın demi de bu kokulara karışır

ve benim hayal dünyama ışık hızıyla yayılırlar...


                                                                                                                                                             16 Eylül 2014 / 09:00


Bir Sonbahar Günü;


Sonbahar gelse de benim içim hep İlkbaharı yaşar.
Çünkü bende hiç bitmeyen bir ümit var. Bilirim ki, ümidini kaybeden her şeyini kaybetmiştir. Gelmese de beklerim...olmasa da umutlanırım ben.
İnsanların beni sevindirmesini beklemeden kendi kendime neşelenirim. Bilirim ki dökülen bu yapraklar tekrar yeşerecek. Solmaya başlayan çiçekler tekrar açacak... Yağmurun yağmasına da üzülmem, mutlu olurum.
Çünkü bilirim ki, arkasından gökkuşağı çıkacak...

                                                                                                                         05 Eylül 2014 / 15:30



Anne-Kız;



Etek uçları ve kol manşetleri dantelli yazlık elbisesiyle bahçesinde yetiştirdiği biber, salatalık ve
domatesleri hasır sepetine itinayla toplayan bu kızı görenler; sevgilisine güllerle bezenmiş bir ziyafet
sofrası hazırlayacağını sanır.
Evet doğru. O küçücük bahçesinde bu kadar ürünü biricik sevgilisi olan
Annesi için yetiştirmektedir.
Hasta olan Annesi organik beslensin diye bütün zamanını bahçeye ayırmıştır.
Yetiştirdiği ürünleri Annesine zevkle,aşkla, saygıyla sunar..
Bahçelerinin köşesindeki minik masalarında huzurla yerler.

İşinden kalan vakitlerinde, bitkilerin yetiştirilmesi hakkında bilgiler toplar, onları uygulamaya geçirir.
"Hiç bir şeyi istediğiniz gibi yapamam halinizden anlayamasam bile, sizi susuz bırakmam, bırakmayacağım.." diye onlara söz verir, onlarla konuşur.

bu sebeple bazı dostlarını ihmal etmektedir. Ama Annesi için bunu yapmalı. Çünkü O'nun hayatta nefes alabilmesi Annesinin gülmesine bağlıdır...

bu bir öykü, buradaki gerçek olan; herkesin böyle bir sevgilisinin olması... 

                                                                                                                           
                                                                                                                                                                                                                                                                                        28 Ağustos 2014 / 15:00



Yeşillikler içinde bir gün;


Hep çalışmak olmaz, biraz da dinlenmek lazım.

Güneşin doğuşu ile birlikte attım kendimi kırlara en iyi arkadaşım; kitabımla. Kimse gelmesin yanıma.

Zaten herkes bir telaş içindeydi, kimse yeşilliklere gelmemişti.

Ben bırakmak istedim kısa süreli de olsa telaşları hırsları.

Yapraklara çiçeklere ağaçlara baktım, onlar hiç telaş ediyorlar mıydı?

Hem onlara özendim, hem kendim daha kanaatkar olmalıyım dedim.

Güne mutlu ve huzurlu bir başlangıç yaptım.

                                                                                                                          20 Ağustos 2014 / 10:00


Sessiz Sedasız Kristaller;




Aralık, Ocak, Şubat... Kış mevsiminin payına düşen aylar. Karlar yağar, hava o kadar soğuk olur ki; her yer buz tutar. Buna rağmen, insanın içine doğan bu sıcaklık nereden gelir?
Sessiz-sessiz yağar kar taneleri... Öyle zarif, öyle ince, öyle güzeller ki..Bakmayın soğuk olduklarına, dokunduğunuz an hassasiyetlerinden erirler, sıcaklığını hissedersiniz.
Dünya gezegeninde, Kuzey Yarımkürede her kış bazı bölgelerde ise dört mevsim yağan kar taneleri hiç kavga etmezler. Aralarında ne bir çatışma olur, ne de bir çarpışma. Seslerini duymazsınız. Bağrışlarını mı? Asla!

İşte onları seyrederken kendimi kınarım. Hiç biri bir diğerine benzemeyen milyonlarca kar taneleri bir uyum, bir aheng, bir antlaşma içerisinde yaşantılarını sürdürürler. İki insan ise bir-birine uyum sağlayamaz, sınırlarını aşarlar. Milyonlarca insan bir araya gelse bencillikleri uğruna hemen savaş olur. Ancak kar gibi kendini mikroptan arındıran, sessizliğini koruyan, görevlerini bilen, fikirleri bembeyaz, kendileri tertemiz olan insanlar bundan müstesnadır.

Birlik beraberlikleri ise beni çok özendirir. Bir kar tanesi tek başına erimeye mahkum iken; birlik olduklarında ise, eriyip yok olmak yerine, buz olur yerlerinde kalırlar. Çiğ olur yer yüzüne heybet saçarlar. İnsanlar kar tanesinden korkmaz, buzda kaymaktan, çiğ altında kalmaktan korkarlar. Birliklerinden bir kuvvet doğarken, sevgi, neşe de dağıtırlar. Bütün kar manzaralarının baş-kahramanı "KardanAdam" olurlar.
Çocukların hafızalarına kazınan, büyüklerin eğlendikleri "KardanAdam" çok sevimlidir.
Çığ gibi korku saçmaz, gülümser etrafındakilere, Onu üşüyor zannedip atkı, şapka giydirenlere...

Kartaneleri sedasızdırlar, yağarken yankılanmazlar. Ama edalıdırlar. Kendilerine has üslûplarıyla nazlı-nazlı yağarken birden tipiye döndüklerini görürsünüz. Tipi, fırtına, bora... Evet bu bir tabiat olayıdır ama; Aslında onlar sinirlenmişlerdir. Peki ya kime?
Camın önünde, kaloriferin üzerine sıralanan, karları umursamazcasına açan; Beyaz-Pembe-Mor Menekşelere...

Bu kristaller çok mütevazidirler ama her yere hakim olmak isterler. Kış mevsiminde ne bir yaprağın yeşermesine, ne bir çiçeğin açmasına ne de bir böceğin uçmasına asla  tahammülleri yoktur. Buna rağmen, Kardelen, Noel Gülü, Çayır Güzeli, bütün korkularını yenerek bu mevsimde açarlar.
Tabiattaki diğer canlılar ise; Kar yağdı mı hemen yuvalarına gizlenirler. Karlar yeryüzünde bembeyaz bir deniz gibi dururlar, üzerlerinde başka bir renk istemezler. Ne kadar da asildirler.

Kar maceraları da ayrı bir zevk. Eğer bu kış tatil bölgelerinden birine giderseniz, mutlaka bir kaç satır günlüğünüze yazıp, bir kaç fotoğraf albümünüze koymalısınız, en tatlı anılarınız bunlar..Kışın zevkini en çok çıkaran sizler olacaksınız.

Benim ruhumda Kış olunca her yönüyle Kartanelerine benziyor aslında. Kış oldumu Kartanesi, İlkBaharda Kırçiçeği olur. Yazın dalında kırmızı kiraz, Sonbaharda yağmur gibi süzülür.

Biz; 2013'ün biran önce bitmesini dileyerek,  2014'ün ilk günlerini görmek için sabırsızlanıyoruz şu günlerde...Ailecek biraz nefes almayı, artık biraz gülümsemeyi hakettik diye düşünüyoruz ve kötü günlerimizi biten sene ile birlikte geride bırakacağımıza inanarak, temiz bir sayfa açılmış yeni bir senenin keyfini çıkaracak planlar hazırlıyoruz şu günlerde...
Hele birde kar yağarsa; çok eğlenceli geçeceğine, kar manzaralı bir kartpostal kadar güzel olacağına inanıyoruz..

Kışın bazen hava berrak olur, Kış Güneşi çıkar, hiç bir mevsimde olmadığı kadar sıcak olur ya hani... İşte o Güneş belki de bizim içimiz de çıkar diye umutlanıyoruz...

Karlar yağsın... Ama gönlüm ister ki; kimse üşümesin, kimse aç kalmasın, yollar kapanmasın,  çocuklar hasta olmasın, gurbette kimse kalmasın, herkes sıcacık evinin camından seyretsin onları. Yoksa üzülürler, eziyet verdiklerini düşünerek yağmayabilirler...

Hepimiz için bu Kış Günlerimizin sıcacık ve huzurlu geçmesini diliyorum..


                                                                                                                                                                27 Aralık 2013 / 19:45

Yeşil;


Bursa'mızın her köşesini elbette çok seviyorum ama Yeşil'i daha çok seviyorum..
Yeşil Camii/Yeşil Türbe çevresinde dolaşmak bana huzur veriyor,dinlenip sakinleşiyorum orada.
Belki uzun seneler orada oturmuş ve okumuş olmamın da payı vardır bunda bilemiyorum.

Türbe'nin yanındaki bu
'Eski Bursa Evleri' ise hem gezmeye hem bakmaya doyulamayan bir güzellik. Ne zaman önünden geçsem; zamanında bu konaklarda yaşayanların hayatlarını merak ederim hep.
Her kapının ve her pencerenin hikayesini duymak, kimler gelip kimler geçmiş bilmek isterim hep..
Bugün saatlerce oturdum oralarda. Eski günlerim canlandı gözlerimde. Çok zaman geçmişti ama yürüdüğüm o yollar silememişti duygularımı, yaşadıklarımı.
                                                                                                                                                      
                                                                                                                                                        02 Ağustos 2013 / 19:50



14 Mart;



Bu sabah saat 7'de uyandığımda gözümü muhteşem bir kahvaltı sofrasına açmıştım.
İlk karşıma çıkan Annem olmuştu ve;
"seninle dünyam değişti güzel kızım, iyi ki doğdun" diyerek kucaklamıştı beni.


Her zamanki kahvaltı masalarımızdan çok farklıydı bu sabah masamız.

Annem misafirler geldiğinde özel olarak çıkarıp kullandığı  çiçekli masa örtülerini sermişti.
Ve yine misafirler için kullandığı rengarenk tabak-bardak-kaşıklarını çıkarmıştı.
Her şey çok güzeldi. Her yer rengarenkti.


Babam masanın başında, elindeki kocaman hediye paketi ile birlikte..

Masada ki kahvaltı tabaklarından bi tek benimki farklıydı.
Üzeri yazılı kağıtlardan kurdelerlerden boncuklardan görünmüyordu.
Annemin sabahın 6'sında kalkıp pişirdiği Börekleri-Poğaçaları koyacak yer bulunmuyordu.


Zaten ben masayı göremeyecek kadar sevinç içindeydim çünkü;

Ailemle  hep beraber mutlu-huzurlu bir şekilde kahvaltı masamızdaydık.
Kimsenin hasretini çekmiyor, kimseyi de özlemiyordum.
Keşke "şimdi oda olsaydı yanımızda" dediğimiz kimse yoktu.


Dünyada bundan daha büyük bir saadet olur mu?

Ne olur basit şeyler için ne üzülün ne de başkalarını üzün.
Geçici dünyanın her şeyi çok basit.
Kıymetli olan insanlar ve herkesin ailesidir.



                                                                                                                                                              14 Mart 2013 / 20:30