Bence artık ben döneyim bloğuma;


Merhaba,
Ah yine çok zaman oldu buraya yazmayalı.
Oysa yıllardır bloğuma yazmak bana hep şifa oldu, yazmak en büyük reçete.
Çok özledim yazmayı, ama okumayı daha çok özledim. Benimle birlikte yazmaya ara verenler de tekrar dönse, tekrar bi' canlansak blog mahallesi olarak. Umarım Eylül hepimiz için yeniden başlama ayı olur. Toplanır döneriz evlerimize, tekrar seslerimizi birbirine karıştırırız ve güzellikleri bir araya toplamaya başlarız. Hadi öyle olsun lütfen, dönelim hep birlikte..

Ruşen Ablacığımın  ŞU  yazısını çok sevdim, okumadıysan eğer okusana.. İnsan isterse kendisini saraylarda yaşatır, isterse bir kaşık suda boğar. Neyi seçersek onu yaşarız, buna çok inanırım ben..

Bu sabah yürüyüşünden kalan bu fotoğraf da öyle mesela. Kocaman bir alanda sadece tek bir dal gül çıkmış keyfini çıkarıyor mis gibi ortamın.
Hani bakınca  "senden başka hiç gül yok, hatta çiçek yok, çimenlerin arasında tek başına senin ne işin var" diyesi geliyor insanın, ama olmamış mı? Olmuş.

Olmaz dediğimiz şeyler olabiliyor. Çok acı çekip çok zor şeyler yaşarken gülümsemenin mümkün olmayacağını düşünmek gibi..Neden olmasın ki? Olur. Bu gül gibi mümkün o da.

Nefes almak çok güzel.
Ve ben her yeni güne içinde ne olduğunu bilmediğim sürpriz bir hediye paketi gözüyle bakıyorum, bu da her şeyi biraz daha kolaylaştırıyor, nefes almanın önemini de daha iyi açıklamış oluyor bana.


Zeynep
21 Ağustos 2019  /  22:35













BİR PAKET VE HİSSETTİRDİKLERİ;


En sevdiğim bahar aylarını bahçede doya doya yaşayabildiğim sessiz sakin günler geçiriyorum.
Yine öyle bahçede Ramazan öncesi son kahveli keyif oturmalarımı yaparken bir paket gelmişti.
Nasıl özenle hazırlanmış, nasıl güzel bir paketti..Açmaya kıyamadığım için saatlerce karşılıklı oturup bakışmıştık.
Paketi açınca öyle duygulandım ki.. Ah dedim, çok yakınımda olan, benim yıllardır arkadaşım olan insanlar beni bu kadar iyi tanıyor mu acaba diye düşündüm durdum...Çünkü bir minicik paket idi ama içindeki minicik detaya kadar her şeyiyle ben idi..


Bunu gönderen kişi blog mahallesinin çok sevimli komşusu Ayşenur.. Ne beni yüzyüze görmüş, ne de tanıyor..Ama tanımış meğer, en küçük detayına kadar beni anlayabilmiş, çözebilmiş.. Bir insanı hissedebilmek için, tanımak görmek gerekmiyor, ben bunu biliyor olmama rağmen, yine inanılmaz şaşırdım ve mutlu oldum.


Şu zamanın zorluğuna rağmen hala kalplerinde sevgi besleyebilen, öylesine değil de önem ve emek vererek seven, değer verdiğini hissettiren insanlar çıkınca karşıma inanılmaz mutlu oluyorum. Ayşenur gibi..Mesafelere rağmen, tanımıyor olmasına rağmen, beni hissetmiş ve bana kendisini hissettirmiş olması, şu zamanda aldığım en büyük en değerli hediyedir bana.

Bu ay hepimiz için huzurlu geçsin.. Güzelliklerle yaşayalım, güzellikleri paylaşarak mutlu olalım.


9 MAYIS 2019 / 18:20

MEYDAN OKUMA BİTTİ (28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 28)


Bugün meydan okumanın son günü,
neler oldu, koca bir ay nasıl geçti, meydan okuma nasıldı merak ettim..

Ah şaka gibi, resmen daha dün başladığımız 28 günlük macera bugün bitmiş.
Blog tarihimde bir ilktir bu, her gün peş peşe yazı yazmak ve yazdığım kadar okumak.
Meydan Okumaya katılanlar olarak biz her gün yazmaktan çok keyif aldık ama katılmayan arkadaşlarımızın okuma listelerinde de inanılmaz bir görüntü kirliliği oluşturduk, yorduk hatta onları, en çok düşündüğüm kısım bu oldu, neyse ki hadi bitti rahat bir "ohh kurtulduk" diyebilirler :)

Önce Ezgi'ye teşekkür ediyorum tabii.
Bu karanlık soğuk kasvetli şubat ayımızı şenlikli bir yaz ayı gibi geçirmemizi sağladığı için.
Sonra İnci'ye de çok teşekkür ediyorum, çünkü onun "hadi" demesiyle katılmaya karar vermiştim.
Birlikte yürüdüğümüz tüm arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Ve bir de bu meydan okumanın bana kazandırmış olduğu yeni arkadaşlarım var ki, onlar için de ayrıca bir teşekkürüm var tabii.

Bir sürü şey kaldı bu meydan okuma sayesinde elimde.
Öncelikle tarif defterime çok güzel şeyler ekledim. Bak mesela bir kısır tarifim var kii elimde, sanki daha 20 gün önce öğrenmemiş de, yıllardır yapıyormuşum gibi, hatta tarif Mübeccelin değil de, benimmiş gibi de bi' havam var ki sorma gitsin.
Mantar tarifim var omlet tarifim var, çorba tarifim var..hepsi bu meydan okumadan kaldı.
Sonra değişik şehirler hakkında aldığım notlar var.
Bilmediğim ilk defa duyduğum şarkılar var.
Mesela ilham kaynaklarıma da eklemeler yaptım.
Sonra birbirimizi daha iyi tanımamıza yardımcı oldu bu meydan okuma, hatta öyle ki arızalıklarımıza kadar açtık kendimizi :))
28 gün boyunca birbirimize misafir olduk, muhabbet ettik, güldük eğlendik, arşive muhteşem bir hatıra bıraktık. Seneye bu ayı hatırlayıp hep birlikte gülümseyeceğimize eminim. Ve bence en önemlisi birlikte yapılan şeylerin nasıl keyif verdiğini hepimiz bir kere daha canlı canlı yaşayarak öğrenmiş olduk.

Mart hepimiz için güzellikleri cebine doldurmuş öyle geliyor olsun.
Şimdiden, çook güzel geçecek bir bahar ayına merhaba diyecek olmanı diliyorum.
Uzun bir süre görüşemeyebiliriz, arada mutlaka ziyaretine gelmeye çalışacak olsam da, şimdilik hoşça kal.



Zeynep
28 ŞUBAT 2019 / 13:00

DÜŞEN ENERJİ; (28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 27)


Bazı günler enerjin düşük uyanırsın ya da bir şey olur modun düşer.
Ne yaparsın da toplarsın? Var mı sihirli bir kaç önerin?

Eh tabii her zaman enerjimi korumaya çalışsam da, düştüğü zamanlar oluyor.
Hayatımda enerjimi düşüren şeyler genelde bellidir ve o dönemleri ara ara yaşarım.
Bana en iyi gelen şey, nefes alabildiğimi kendime hatırlatmam oluyor. Bak diyorum nefes alabiliyorsun, bundan daha önemli ne olabilir, gerisi bir şekilde yoluna girer zaten, sakin ol bekle..

O enerjimin düşük olduğu gün, zamanım bir masa başında geçecekse eğer, masamın üstüne çiçekler koyarım, duvarıma en sevdiğim fotoğrafları çıkarır asarım, kuşlu çiçekli böcekli sevmeli sarılmalı rengarenk balonlu bahar dallı bin tane fotoğrafı yapıştırırım gözümün önüne, ohh mis..Enerjim yerin dibinde bile olsa yavaş yavaş yükselir ve kısa sürede normal seviyesine gelmiş olur. Düşmesine sebep olan sorun çözülmüş müdür? Yooo.. Ama suratıma kocaman gülümseme, dilime de keyifli bir şarkı gelmiş yerleşmiş olur.

Karanlık kış günlerinde odamın duvarlarına bahar resimleri çizip boyadığım da var, güneş kuş çiçekler kelebekler çizip onlara bakarken gerçekten bahar gelmiş gibi hissedip mutluluktan deliye döndüğüm zamanlar çoktur. Böyle de salak bir şeyim işte; bir resmi gerçek sanıp mutlu olacak kadar :)

"Eee o zaman sen, nefes alabildiğini hatırlamakla, iki fotoğrafa bakmakla, çiçek görmekle, açık havaya çıkmakla hemen enerjini yerine getirebiliyorsun yani" diye bir şey soracaksın. Bunları yap işte hep, hiç enerjin düşük kalmasın önerisi de gelebilir tabii.
Yok öyle olmuyor tabii, bazen o kadar zor bir şeyin içinde savaşıyorum ki, bunların hiçbiri işe yaramıyor. Zaten o zaman ben bile kendimin yanına yaklaşmıyor, kaçıyorum. "Sen bi normale dön öyle görüşelim" diyip kendimi kendime bırakıp kaçıyorum.


Hadi "bu" da enerji dolu bir şarkı. Dinleyelim birlikte 🌿🌼🌿


Zeynep
27 ŞUBAT 2019 / 09:20

BAHAR GELSİN (28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 26)


Maddi ya da manevi, neye ihtiyacın var?

Ah, benim Bahara ihtiyacım var.
Evet evet gerçekten artık tam anlamıyla bahar gelmeli, gelsin yaa..
Güneş gülümsemeli yüzüme, aydınlanmalı her yer ve yeeee-şil-leeen-meee-li..
Ben güneş olmadan yeşil olmadan canlanamayan bir insanım. Ay maviyi de unutmayalım🙈
Güneşsiz hareketsiz karanlık günler. Hadi değişsin her ikisi de, canlanayım ben de🌿🌼🌿

Uludağdan kar gitsin, şu fotoğraftaki evlerin bahçeleri yeşillensin, çiçekler açsın, kuşlar şarkılar söylemeye başlasın, yani benim sezonum açılsın...gideyim bol oksijen içinde nefes almaya. Evet Uludağı kışın değil yazın sevenlerdenim ben.

Aslında biraz da sabra ihtiyacım var. Tamam biraz değil, birazdan fazla.
Genel olarak çok fazlaca sabırlı bir insan olduğumu söyleyemem ama yine de beni idare ettirecek şekilde bir sabrım olduğunu düşünüyorum. Eh, Balık burcu olmamın da bir takım katkısı oluyor tabii bu duruma. Ama işte bazen o olan sabrımın bittiği de olabiliyor. Sonra da oynatmaya az kaldı şeklinde dolaşan bir Zeynep çıkıyor ortaya, çok tehlikeli, çook 🙈
Yani özetle; şu bahar ve sabır gelsin bana, gerisi zaten kendiliğinden düzelecek🎈


Zeynep
26 ŞUBAT 2019 / 13:25


BENİM ALFABEM (28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 25)

Çok üzgünüm, 4 gün meydan okumaya ara vermiş oldum.
Ezgi'ye ve beraber yürüdüğüm arkadaşlarıma büyük saygısızlık oldu, özür dilerim hepinizden.

O geçen günleri yazmaya kalksam okuma listesinde epey karışıklık olacak. Sorular çook güzeldi ama ben yetişemedim onlara. Fazla da karışıklık olmasın diye bugünden tutayım ben ipin ucunu.

Alfabe oyunu gibi düşün. A-Z ye sevdiğim şeyler listesi. A denince aklına ilk ne geldi mesela ? Böyle tüm alfabeyi hazırla bakalım.


A- Ailem diyorum tabii, ilk aklıma gelen sevdiğim şey :) Ama Ağaç da var, Ayşe, Aslı, Ayla..
B- Bursa. En sevdiğim çok sevdiğim canım şehrim. Betüş var bir de, yeğenim.
C- Ceydoş, pek bi severim, ikinci yeğenim o da.
Ç- Çalıkuşu. Yani Aylin, arkadaşım, canım, kardeşim dostum, kuşum kedim her bir şeyim, çook bi sevdiğim.
D- Doktorlar. Malum benim en yakın arkadaşlar.
E- Ekmek. Şu sıralar ekmek yapmakla kafayı bozmuş birinin aklına ilk gelen bu olur tabii.
F- Fedakarlık. Feride. Fil. Hepsi de sevdiğim ilk aklıma gelenler.
G- Gülmek. "Biraz gül yahu! Değmez vallahi bu dünya." Peyami SAFA
H- Hayat, huzur, hayaller.
I- Ilık. Ah hadi artık ılık esintili günlere kavuşalım..
İ- İncirli Kurabiye. İlk bu geldi tabii, en sevdiğim.
J- Jile. Evet bak ilk aklıma o geldi, 2 yaşımdan bu yaşıma kadar en sevdiğim şeydir.
K- Kuş. Kuşları çok seviyorum, kuşlu olan her bir şeyi de çok seviyorum.
L- Limon. Lale. Limon her şeyim diye aklıma geldi, Lale de hikayesi çok diye..
M- Mandalina. Çünkü en sevdiğim meyve. Mutluluk ve Mavi var bir de.
N- Nane Limon. Ay evet ilk aklıma gelen bu oldu, çünkü çok samimi arkadaşız uzuuuun zamandır kendisiyle.
O- Orman. Ee yeşil sevdalısı bir insan olunca, ilk aklına gelen sevdiğin şey de orman olur tabii.
Ö- Öpmek. En sevdiğim şeydir bak.
P- Puantiye. Ayy puantiyeli olsun, ihtiyacım olmasa da benimle olsun.
R- Rukiye. 20 Yıllık arkadaşım, canım..
S- Saygı. Sevgi. Sarılmak. Üçünü de ne çok severim. Sonuncuyu abartabilirim.
Ş- Şarkı. Şiir. Şule. Şirin.
T- Tebessüm. Gülmek olsun yeter ki, her türlüsü olsun.
U- Umut. "Umut, kalbimizde bir kuştur, sürekli öter." Mustafa KUTLU
Ü- Ümit.
V- Vicdan. Vicdan en rahat yastıktır..
Y- Yeşiiiil. Sonra Yaz, yazmak, yazı..Ah Yara bir de. "Bazı yaralar yararlıdır, buna inan" Didem Madak.
Z- Zeynep olsun bu da.


Zeynep
25 ŞUBAT 2019 / 16;15

ÖZLEDİM / BEKLİYORUM (28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 20)


 Bugün hava nasıl ? Havaya göre bir liste hazıla mesela.

Bir çok arkadaşımla birlikte yürüdüğüm bu meydan okumanın 20. gününe geldik. Bu meydan okumaya katıldım, taa baştan yazamayacağımı göre göre inatla üstüne gitmek istedim..öyle de yaptım ve bu güne kadar hiç atlamadan her gün yazdım..yazıyorum.. Yani aslında ben ilk günden beri tam 20 gündür kendime meydan okudum, okuyorum..

Bugün hava mis..
Listeler zaten benim en sevdiğim şey.
Ama bugün ikisinin de tadını çıkaramayacağım için üzgünüm.
Yine de özlediğim ve artık gelmesini beklediğim şeyler var, onları yazayım.


Baharı çok özledim, tam anlamıyla bahar günlerini yaşamaya başlamak istiyorum.


Balkon sezonuna kavuşmayı özledim. Sabah saatlerinde kahvemi içip bir şeyler okuduğum şu masamın başına geçebileceğim günleri bekliyorum.


Ilık esintili rüzgar ve yüzüme gülümseyen güneşle birlikte parklarda dolaşma günlerimi özledim. Tek başıma kitabımı ve kurabiyelerimi alıp parklara koşacağım günleri bekliyorum.


Bahçemin canlanmasını da çok özledim. Domates biberlerimin bana merhaba diyeceği günleri bekliyorum.


Lale zamanını da özledim. Hadi Nisan gelsin laleler açsın, ben de mutluluktan havalara uçayım, bekliyorum sabırsızlıkla.



Zeynep
20 ŞUBAT 2019 13:20



BLOG MACERAM (28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 19)



En merak edilenlerden, baştan itibaren blog maceranı dinlemek isterim.

Yıl 2002..son ayları..O zamanlar çok fazla köşe yazarı takip ediyorum.
Her gece çokça vaktimi hep onları okumaya ayırıyorum. Çok fazla da kitap okuyorum yine o dönem.
Kafamın içinde de; "keşke bir imkanım olsa, şu okuduğum kitaplar hakkında hislerimi, yorumlarımı yazsam kaydetsem, ama onu başkaları da okusa hatta ben de onların okuduğu kitapları okusam.." şeklinde ardı gelmeyen bir düşünce dolanıp duruyor..Yani kütüphane kitaplarına notlar yazmak kesmiyor beni :)
Sonra o köşe yazıların arasında "blog" lafını duymaya başladım. Nedir ne değildir, bakarken..kendimi blogger sayfasında buldum.
Tamam anladım, blog sistemini çözdüm. Ee ne yazacağım da belli, hayalini kurduğum şey gerçek olacak. Aaa ama bir şey lazım..İsim..Hmm bu epey zor. Ne yazabilirim ki..Neyse düşüneyim biraz..Aaahh! Aklıma gelmiyor hiçbir şey. Gece yarısı olmuş, hala düşünüyorum.. Neyse fırının başına gideyim, blog ismi düşüneceğim diye incirli kurabiyelerimi yakacağım bir de!
Aaaa! İncirli Kurabiye miiii? Tamam işte, buldum, ismi incirlikurabiye :)

Açtım, hayalini kurduğum şeyi de yaptım.
Okuduğum tüm kitapları, karşımda biriyle konuşuyor gibi yazdım oraya. Yazmaya başlamam 2003ü buldu tabii..Tek tük bloglar var, çoğu da yemek bloğu. Ama ben yine de kendi kendime yazdım hep. Okuyanlar var, yorum yazanlar var, ama kitap bloğu kimse yok..yalnızım..
2005 yılında ise bir arkadaşım oldu, Aslı :) Kitap bloğu. Ay sevinçten deliye döndüm.
Ben onu okudum o beni. Günler aylar yıllar derken..2008yılında bir sürü arkadaşım oldu.

Sonra yıl 2010 oldu.
Aman Allahım blog mahallesi coştu, inanılmaz bir kalabalık. Herkes yazmaya başlamış sanki.
Canım Zoi'miz, o yıl tüm blog yazanları bir araya topladı ve "Okuma Kulübü" kurdu. Tüm kitap blogları toplaştık orada. Hep birlikte aynı kitabı okuyor, konuşuyoruz. Ama nasıl keyifli. Benim yıllar önce kurduğum hayal, tam anlamıyla gerçeğe dönüşmüş oldu.
İşte o zaman koyduk biz bu ismi; "Blog Mahallesi"dedik buraya.
Çünkü tam anlamıyla rengarenk komşuluklarıyla bir mahalle olmuştu burası.

Uzun yıllar bozulmadan yazdık..
Sonra yavaş yavaş eksilmeye başladık..Instagram da çıkınca zaten, herkes bloğunun yani evinin kapısına kocaman kiliti asıp mahalleden ayrıldı..
Ben yazmayı da okumayı da hep çok sevdim..Diğer sosyal medya hesapları beni içine alamadı, ben bloğumdan hiç ayrılamadım.
Çoğu dönem kapısını çalacak bir tane komşu bulamasam da, ben sürekli mahallede dolaştım hep.

Sonra bloğumun başına kötü bir olay geldi.
O da ayrı bir maceraydı, ne üzüntülü günler yaşamıştım.
Kendimi bloğumda yabancı gibi hissediyordum, çünkü yıllardır yazıp depoladığım binlerce yazım yok olmuştu, ismimi başkası çalmıştı, beni takip eden, benim takip ettiğim tüm arkadaşlarımın adresleri gitmişti.. Ama yine de vazgeçmedim.
Artık bir kitap bloğu olmadım, kitap biriktirmedim, ismimi tam alamasam da "ikurabiye"sini alabildim, sürekli düzenli yazamadım, ama yine de hiç ayrılamadım bu mahalleden..
Ara ara hep geldim, penceremi açtım havalandırdım, mahalleye baktım gelen giden var mı diye..Yok değişik bir hareket yoktu..Tüm tanıdıklarımın kapılarında hala kilit, pencerelerinde panjurlar kapalı.. Dolaştım ayrıldım..

Sonra 2017 oldu ben yine bir mahalleye uğradım..
Eski komşularımdan biri vardı Ezgi..Onu arıyordum. Evini karıştırmışım, başka bir Ezgi'nin evinin kapısına gelmişim..Baktım içeride benim Ezgi yok, ama çok güzel bir başka Ezgi var. Enerjisi anında beni sarıp sarmaladı direk içeri aldı..
O an o annesinin pastasını anlatırken, ben de aynı tarifle olan annemin pastasını yiyordum.

Ezgiden ayrılırken bir baktım, daha bir sürü yeni yeni komşular gelmiş..Ah dedim, yeniden mi canlanmış mahalle..
Biraz dolaştım onun sayesinde, azıcık ilerledim canım Sevil'le karşılaştım, sonra Aslı, İnci, Büşra, Zehra, Feride, Kiremithanem...daha sayamadığım bir sürü capcanlı enerji dolu yeni komşular "merhaba" dedi bana..
Aaa dedim, ben hemen evime döneyim..
Tabii ben dönünce bizim dönemden de bir kaç kapının kilidi de açıldı, hem eski hem yeni komşularla 2 senedir blog mahallemde sabit şekilde yaşamaya devam ediyorum.
10 yıldır 15 yıldır, hayatımın içinde olan, her şeyimi paylaşan o kadar güzel blog dostlarım var ki..Blog yazmasaydım onlardan hiç haberim olmayacak, onlar hayatımda olmayacaktı..İyi ki yazmışım, iyi ki hala bu mahalledeyim..


Zeynep
19 ŞUBAT 2019 / 09:30


"BLOG KULÜBÜ" 28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 18


 Evet bugün yaratıcı günümüz, bugün blogun için yeni bir seri başlat. Bu yazı ilki olsun ve elinden geldiğince her ay devam ettirmeye çalışabilirsin mesela..

Bugünün sorusunu cevaplamak için Ezgi'yi bekledim..
Çünkü soru için güzel bir fikir düşüneceğini biliyordum, ben de ona katılmak istedim. 
Hepimiz ayrı ayrı bir seri başlatmak yerine, yine bu meydan okuma gibi hep birlikte her ay aynı konu içinde toplanacağız. Ezgi "burada" çok güzel anlattı.

O zaman bu ayın ilk konusunu yazayım.
Bir Tavan Arası muhabbeti olacak benimki.
Ne yazsam diye düşünürken kütüphaneden aldığım kitaplara takıldı gözüm, bir baktım taa yıllar öncesine dalmış gitmişim..Eh, madem bunu düşündüm, bu ay konum da bu olsun.

İlk okumayı öğrendiğim gün babam  kütüphane üyelik kartımı verdi elime. "Bu günden sonra sürekli kitap okuyacaksın, ama bazen okumak istediğin kitapları satın alamayabilirsin, o yüzden her sene bu kart da yanında olacak" demişti. Gerçekten de hala kütüphane kartını kullanırım, her sene de kartımı yenilettiririm.
Şimdi o kütüphane günlerim geldi gözümün önüne..
Yıllar öncesi..sosyal medya yok, internet yaygın değil, internet üzerinden gruplar kurma falan zaten hiiiç yok..Çevremdeki arkadaşlarımdan kitap okumayı sevenlerin sayısı ikiyi geçmiyor..Ben deli gibi kitap okuyorum, ama okumak yetmiyor, ille okuduklarımı da paylaşmak istiyorum. Diyorum ki, toplansak şöyle bir kaç kişi, her ay bir kitabı okusak birlikte sonra da o kitabı tartışsak, heyecanlandıran yerleri, şaşırtan yerleri konuşsak, ortaya kim bilir neler çıkar.. Ama yok, kimseyi toplayamıyordum. Kütüphaneden kitap alıp eve dönüyor, kendi kendime okuyorum, kendi kendime anlatıyorum.
Bir gün yine bir kütüphane kitabının teslim günü geldi, hazırlandım gideceğim. Ama kitap nasıl etkilemiş beni, okuduğum her satır canlanıyor gözümde, yine aynı istek sarıyor her yerimi, ah diyorum! şunu anlatacak kimsem yok..
Aaa dur, aklıma fikir geldi..
Ben niye bu kitabın içine yazmıyorum? 
Tüm bu konuşmak istediklerimi, beni etkileyen her şeyi, anlatmak istediğim her şeyi..
Elbet bu kitabı bir başkası alacak okuyacak..Son sayfaya gelecek, orada da benim mektubumu görsün işte.

Evet, öyle de yaptım, yazdım bir kağıda, zarfın içine koydum. Zarfın üstüne de yazdım;
"Ben Zeynep, bu kitabı okudum inanılmaz şekilde etkilenip, biriyle konuşmak istedim, kimseyi bulamadım sana yazdım. Sen de eğer benim gibi kitabı bitirip konuşacak kimse bulamazsan ve konuşmak istersen, kendi yorumunu da başka kağıda yaz, 2. yorum diye belirt koy zarfa olur mu? Ben mutlaka okuyacağım."
Kitabı teslim etmeye gittim, görevliye de anlattım, izin verdi, bayıldı fikrime.
Nasıl bir umut varmış içimde, o kadar eminim ki birinin okuyacağına ve cevap yazacağına..ve ne cesaret..
Her hafta kitap tesliminde o kitabı aldım elime baktım, okuyan yok.
Ama 3. hafta bir baktım bir tane uzuuuun bir kağıt eklenmiş. Sevinçten deliye döndüm. Hemen geçtim kenara okudum, tanımadığım biriyle aynı satırlarda aynı heyecanı yaşamış olmak, bunu da bilmek, inanılmaz keyifli bir şeydi. Teşekkür ettim, okuduğumu bildirdim.
1,5 ay sonra o kitaba bir daha baktım, zarfın içindeki kağıt 5 olmuş :)
Herkes başına adını yazıyor ve yorumuna başlıyor, sonra diğer yorum kağıtlarını okuduğunu da ismini yazarak belirtiyor. Ayyy bildiğin kalp ağızda heyecanı bu.
Daha çok yıllar devam ettirdim bunu.
Bir çok kitaba yaptım, yaptık.
Bir nevi Kitap Kulübü kurmuş olduk.

Sonra sosyal medyada çok rastladım kitap kulüplerine..
Her dönem ayrı ayrı çoğuna katıldım..ama hiçbirinden o günlerdeki gibi keyif almadım..
Oysaki şimdi imkanlarımız daha çok, daha güzelleri yapılabilir..ama olmuyor, kaliteli bir muhabbet çıkaramıyoruz ortaya. O zaman imkan diye bir şey yok..Yahu okumak için kitap almak bile öyle zordu ki..O yüzden de kütüphane kitaplarına sığınıyorduk hepimiz.. Ama nasıl kaliteli yorumlar çıkıyordu ortaya.. Hep buna takılıyorum..imkanlar kısıtlıyken yaşadığımız hiçbir güzelliği, şu zamanda yaşayamıyoruz..



Zeynep
18 ŞUBAT 2019 / 21:10

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 17


Takıntı denmez belki ama, bazı eşyalara takılırız eskise de hep onları kullanırız ya, var mı senin de böyle takılıp kaldıkların?

Vaaar..
Çok var hem de. Çünkü ben yeniliklere açık ve alışık olmayan iflah olmaz bir eskiciyim. Bütün eşyalarım benimle birlikte yaşasın isterim..

Bunun ilk örneği bebeklik nevresim takımım.İlk günden bugüne kadar her gün elimde, ah garibimin canı çıktı rengi falan kalmadı, üstündeki pandalar görünmeyecek hale geldi, ilik yerleri artık o kadar yırtıldı ki tekrar ilik sarılmıyor :)) Ee kolay mı kaç senedir (kaç? ay yok utandım söyleyemeyeceğim)  yaşam mücadelesi veriyor bir delinin elinde. Yoruldu biliyorum ama ayrılamıyorum. Elimde tutarsam onu çok huzurlu oluyorum..
Evet mavi! Çünkü herkes beni erkek bekliyormuş, her şeyim mavi. İsmim de hazırmış, Çağdaş. Çünkü o dönem ablalarımın en sevdiği isimmiş🤦‍♀️


Canım defterim.. Günlük notlarımı yazarken hep onu kullanırım. "Ee bu defter hiç bitmiyor mu?" diyeceksin. Bitiyor, her sene bitiminde sayfalarını çıkarıyorum arşive kaldırıyorum, kapağı hep sabit. Senesini tam hatırlayamıyorum ama 22 seneden fazla, o kesin. "Asla başka deftere yazamam" takıntısı değil bu, sadece yazmaya bu defterle başlamışım, yeniliklere açık olmadığım için de bununla devam etmek istemişim, yani bunsuz yaşayamam değil ama buna yazarsam huzurlu oluyorum. Tabii bunun haricinde her sene çeşitli ek defterlerim de oluyor, ama bu demirbaş.


Kupalarım.. Ah o kadar severim ki değişik değişik kupalar ve kahve fincanları biriktirmeyi.. En değerli eşyalarımdır. Bir sürü kupam var, hepsini karşıma dizer bakışırım severim mutlu olurum. Ama ne içersem içeyim şu iki kupa ile içerim. İkisi de 20 yıllık arkadaşlarım. Yaz kış gece gündüz hep elimde. Yoo plastik falan değil, ama evde herkes bu kupaların önemini ve benim arızalığımı bildiği için kırılmaması için tüm özeni gösteriyoruz :) Başka kupaları da kullanıyorum tabii çeşit çeşit kupalarla içmek bana çok keyif veriyor, ama yine dönüp dolaşıp elime aldığım kupalar bu ikisi..Ve bu iki kupa benimle ömür boyu yaşasın lütfen..


Bu künye de yine takılıp kaldıklarımdan. Takı takmam, sürekli takmayı sevmem yani. Ama benim için önemli olan, değiştirip yerine yenisini asla koyamayacağım 5 parça takım var. Onlardan biri bu künyem.
99 yılının 21 Şubat gününde (yıldönümü gelmiş) babam almıştı, ilk gümüş eşyam bu künyemdi. Tabii yine mavi. Çünkü babamla beraber aldık. Elime pembe taşlıyı alıyorum, babam oradan; "Yaa tamam onu sevdiysen tabii onu al ama şimdi mavi varken pembe alınır mı?" eh diyorum tamam mavi olsun o zaman..Ama diğerlerinden de gözümü alamıyorum, başka renklere kayıyorum, babam yine "O da güzel, tamam, al hadi onu al..Ama şu maviye bi baksana, yani bu dururken..sen bilirsin..ben karışmıyorum tabii, sen seçeceksin.."
Anladım babam susmayacak "bayıldım ben bu maviye" dedim aldım taktım koluma :)) Seviyorum ama, çoook.
Mesela bir yere gideceğiz hazırlanıyorum, kıyafetim kırmızılı diyelim, ablalarım; "Ee bir şey takmayacak mısın?" takayım tamam derim ve hemen bu künyeye yapışırım. Tabii hepsi koro halinde cırlar;  "Of Zeyneeeep!" Tamam yaa, çıkardım..🙄

Annemin eteği var bir de.
Evet benim de değil annemin. Takıntının böylesi. Sanırım 10 yaşımdaydım annem kendisine  mavi çiçekli kumaş aldı ve o eteği dikti, o gün göz koydum ona, anneme rahat vermeden ben de giydim sürekli, sonra kadın bıktı bana bıraktı. Hala giyiyorum, her yaşımda her kilomda yaz kış her türlü giyebiliyorum.. Şimdi o tarif ettiğim şekille ilgisi yok tabii, çiçeği yaprağı görmek mümkün değil, renginin de mavi olduğunu kanıtlayabilir miyim bilmiyorum, ama hala giyiyorum ve onunla acayip rahat özgür hissediyorum kendimi :)

Bir sürü fularım var, sürekli alırım, dikerim. Ama bir tane canını çıkardığım çok eski fularım var, ne zaman fular takacak olsam seçmeye kalkarım hepsini elime alırım ama yine o eski fularımı takar diğerlerini koyarım yerine. Bir sürü olsa ne olur, kullandığım hep aynı.

Hep aynıyım işte ben, aynı kalmayı seviyorum. Kullandığım eşyalar da aynı olsun değişmesin istiyorum. Zaten çoğunun anısı var, anıları olan şeyler anı biriktiricisi olduğum için çok kıymetli

Yani özetle, çayımı içtiğim kupadan, yattığım yastığa kadar, kullandığım eşyaların hepsi sabit, hepsi aynı,  hepsi ömürlük..Biri değişince huzursuz oluyorum, değiştirmek zorunda kaldığımda yenisine alışmam zaman alıyor..


Zeynep
17 ŞUBAT 2019 / 15:22



28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 16



Bugün 16. gün sorusu bizden liste istiyor.
Listeler benim işimdir ama bir sürü liste başlığım olmasına rağmen buraya ne yazsam bilemedim.

Yine bir liste günü, herhangi bir konuda 10 maddelik bir liste hazırla.
Artık konu sana kalmış.

Bu saate kadar düşünmeye de yazmaya da vaktim olmadı, şimdi oturdum ve önce yazılan listeleri okudum. Hepsine bayıldım, herkes ne kadar değişik listeler oluşturmuş. Soru aynı ama bakış açıları nasıl da farklı, işte en keyif aldığım kısım da bu..Birlikte aynı konu üzerine yazıyoruz ama hiçbirimiz aynı şeyleri yazmıyoruz, bir konuya 20'den fazla bakış açısı..harika bir şey bu..
Herkesi okuyamadım daha ama okuduklarımın arasından, en çok "önerimakineciğimin" listesi beni benden aldı. Şu sıralar yeni denemeler yeni tarifler peşinde koştuğum için olabilir :)

Ben de en iyi bildiğim şeyden bir liste oluşturayım o zaman, sevdiğim polisiye yazarları listeleyeyim. Ah 10 madde ile durmayı başarabilirim umarım, çünkü polisiye denince benim çene bir açılır, kapanmaz.

Sevdiğim Polisiye Yazarlar;

Agatha CHRİSTİE
Tabi bu hepimizin bildiği sevdiği yazar yeni keşif olmayacak ama onsuz başlayamazdım listeme.

Tami HOAG
Nasıl severim, nasıııll.. Özellikle Gece Günahları ve Günah Kadar Suçlu kitaplarına bayılırım.

Michael CONNELLY
Harry Bosh'lu bir kahramanı var, çok yakışıklı, yoo görmüyorum kafamda öyle:))

Robert CRAİS
Bütün kitaplarını sanki okumadım içinde yaşadım, öyle güzel yazıyor ki, onun da kahramanı Elvis Cole

James PATTERSON
Tüm kitapları muhteşem ama bir tane söyle dersen; Kedi ve Fare..

Patricia CORNWELL
Adli tıp kitaplarına bayılıyorsan, bu yazarı mutlaka okumalısın, ahh :)

Henning MANKELL
İskandinav polisiyesi seversen bu yazarı da seversin. Onun da yine kahramanı dedektif Wallender.

Ruth RENDELL
Hiçbir kitabını ayırt edemem, ikinci Agatha Teyzem olur kendileri :)

Simon BECKETT
Aslında daha çok gerilim yazarı. Mesela bir David Hunter serisini öneri isteyen herkese tavsiye ederim hep.

Tess GERRITSEN
Yine bayıla bayıla okuduğum bir yazardır, Polisiye okuyup Rizzoli & Isles serisini okumayan yoktur.



Zeynep
16 ŞUBAT 2019 / 21:30

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 15




Meydan okumanın 15. gün sorusu;

En çok merak ettiğin birşeyi araştır, iyice öğren bize de anlat.
Bilgileri paylaşalım belki başkasına farklı bir şekilde temas eder ne dersin ?

Şu sıralar en çok merak ettiğim, araştırıp öğrendiğim şeyler hep nakış üzerine. Bu soruyu da o öğrendiğim tekniklerden biriyle cevaplamayı planlamıştım. Ama şimdi değiştirdim.
Evet nakış, öğrenmeyi çok merak ettiğim şeylerden biri ama başkasına farklı şekilde temas etsin diye, faydası olsun diye düşününce bunun yerine daha faydası olacak şeyi paylaşırsam daha huzurlu olacağım.

Özellikle şu sıralar çevremden çok fazla "meme kanseri" teşhisi haberi alıyorken ve bu hastalık grip gibi fazlaca yayılıyorken ve doktorum da sürekli "çevrendekilere anlat" diye uyarıyorken, benim anlatacağım konu da bu en iyi bildiğim Meme Kanseri konusu olmalıydı..

Gereksiz her şeye bir sürü saatimizi harcıyor olsak da, kendimiz için 1 saatimizi ayırıp Meme Muayenesine gitmiyoruz.
Oysa her kadın 6 ayda bir meme kontrolünden geçmeli. Ama bizler ona da; "yahu bir şikayetim yok, olsa giderim" veya "bana bir şey olmaz" şeklinde cevabını veriyoruz.
Ama öyle olmuyor işte.
Meme kanseri de diğer meme hastalıkları da çoğu zaman belirtisiz, ağrısız, habersiz yerleşiyor ve hatta 3.evrelere bile sessizce geçiş yapabiliyor.

12 yıldır çevremdeki herkese anlatmaya çalıştım, sevdiğim tüm arkadaşlarımı ellerinden tutup zorla kontrole götürdüm.
Senelerdir vazgeçmedim bildiklerimi anlatmaktan, kim çıkarsa karşıma hep söyledim, söylüyorum.
Bak mesela herkese verdiğim ve içimi çok acıtan örnektir bu;
Yine doktorumun; "Meme kanseri fazlaca artış göstermiş durumda, çevrende tanıdığın herkese 6 aylık kontrollerin ve erken teşhisin önemini anlat" dediği bir gün, hastaneden ayrılırken karşıma çok sevdiğim bir arkadaşım çıkmıştı. Oturup bir çay içtik ve ben ona ısrarla 1 saatini ayırıp kontrole gitmesi için baskı yaptım.
Ama onun için çok komik bir şeydi bu, durup dururken yaptırılır mı, başına böyle bir şey gelir mi, ne gerek var.. "Benim hiç ama hiç şikayetim yok, durup dururken neden gidip baktırayım, ufacık bir belirti olsa giderim, ama şimdi gerek yok" dedi.
Yapma etme, bu hastalık bir şey hissettirmeden de saklanabiliyormuş, şikayetin olmasa da bir Ultrason çektirmek zorundasın..diye saysam da "Bana bir şey olmaz" dedi durdu.
Hepimizde olan düşünce bu zaten, herkese olabilir ama "bana olmaz ki"
Çok kısa bir süre sonra bir gün acillik oldu o arkadaşım ve tahliller araştırmalar derken Meme Kanseri olduğu ortaya çıktı..
Daha sonra doktorunun "sadece 1 hafta önce bile gelmiş olsaydın tedavi şansımız daha yüksekti" dediğini bana anlatırken ancak ikna olmuştu erken teşhisin önemine..Şimdi hala zor süreç içinde tedavi olmak için uğraşıyor..

İşte erken teşhis bu kadar önemli..1 saat 1 gün gibi.. Hiç öyle 10 yıl, 1 yıl gibi değil..saat ve günler..

Şimdi ben sana ne anlatmak istiyorum?
"Bugün 1 saat, yarın 1 hayat" diyorum.
Ve
Kendi kendine Meme Muayenesini ihmal etmemeni,
Şikayetin olsun olmasın, her 6 ayda bir doktor kontolünü aksatmamanı istiyorum.

Kendine hediye almıyor musun hiç?
Bence herkes dönem dönem kendisine hediye alıyordur. Hadi bu defa hediyen bu olsun, hafta sonu her hangi bir hastanenin Genel Cerrahi bölümünden randevunu al ve hafta içi de oraya gidip kendine 1 saatini ayırıp güzel bir hediye vermiş ol.
Bana da "Zeynep, gittim Ultrasonumu/Mamografimi çektirdim, 6 ay huzurla şüphesiz yaşayacağım" haberini ver olur mu?

Şu video'yu da şuraya bırakıyorum, lütfen kaydet ve aksatmadan uygula..



28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 14



Ve meydan okumanın yarısına geldik bile. 14. gün..

Sana soruyorum bugün gerçekten nasılsın?

Sabah 06:00'da güne başlamış ve günü yarılamış oldum şuan.
Kendime Ezgi'ye ve yola çıktığım bir kaç arkadaşıma söz verdiğim gibi, bu meydan okumayı hiç atlamadan hala  devam ettirebiliyor olmaktan dolayı; huzurluyum.
Tarifini kendim ayarladığım, akşamdan mayalayıp dolaba attığım ve sabah pişirdiğim ekmeğim muhteşem oldu, bakıp bakıp seviyorum, deli deli gülüyorum; mutluyum.

Arkadaşlarımdan gelen sevgi dolu iyi dilekler kalbimi sıcacık yaptı; keyifliyim.
Yolladığım bir kaç kartımın da yerlerine ulaştığını öğrendim; havalara uçuyorum.

Bu soru ne güzel bir güne denk geldi.
Bence hepimizin içinde fırtınalar kopuyor olsa bile, bu güne özel her şey geri planda kalmayı başarabilir diye düşünüyorum. Çünkü sevginin adı bile her şeyi iyileştirir.
Çok  sevelim çok sevilelim❤


14 ŞUBAT 2019 / 11:55

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 13


Meydan okumanın 13. günü.
Bu sorunun cevaplarıyla yine gözlerimiz şenlenecek, eminim.

Bugün görsel zevk günü, bakmaya doyamadığın instagram hesapları ile tanıştır bizi.

Ben önceden çok fazla tanımadığım hesapları takip ederdim, ama artık zaman çok hızlı geçiyor, her şeye vakit ayırabilmem imkansız. O yüzden şimdi instagram sayfam bildiğim tanıdığım eski ve yeni blog arkadaşlarımla dolu sadece.


İlk bakmaya doyamadığım hesap;  Ezgi.
Ben ona ilk merhaba dediğim gün, instagram sayfasını açtığımda karşıma çıkan görüntü böyleydi. O an hayran kalıp, uzun uzun bakmıştım, hala daha hayran hayran bakmaya devam ediyorum, yüzümde kocaman gülümseme ile. Ben ona Heidi diyorum, Heidi'm o benim.. Her zaman o hissi verdi bana. Ne zaman yanına gitsem, inanılmaz huzur buluyorum mutlu oluyorum.


Bir diğer bakmaya doyamadığım hesap; Sevgi. Onu blog mahallesinde Kiremithanem olarak tanıyoruz. Bloğunu ve kendisini çok sevdiğim gibi Instagram sayfasına da ayrı bayılıyorum. Çoğu zaman fotoğraflarının içine giriyorum, gezdiği yerlerde onunla gezmek, mutfağında ona eşlik etmek istiyorum. Ama en çok da, dişlerimi sıkmaktan acıttığım o şirin çocuklarıyla oynamak istiyorum; fotoğrafları gördükçe.


Peteğinkeyifdükkanı.  Ah..hesabına bakmalara doyamam, kendisini sevmelere doyamam..Gerçek dükkan sanıyorlar ama değil, kendi yaşamından minicik şeylerle mutlu olup keyif alıyor ve onları da topluyor bir sayfada ve oraya da keyif dükkanım diyor. Senelerce de şu güzelim blog sayfasında yazdı. Ama artık yazmıyor..Keşke geri dönse dediklerimin en başında. Bloğunun ilk satırlarından itibaren birleştirdik kalplerimizi ve her gün haber almazsak rahat edemediğimiz kocaman bir bağ oluştrduk. Çok seviyorum, çoook.


Ruşen Abla.. Ah nasıl anlatsam ki Ona olan sevgimi ve hayranlığımı. Masal kahramanı diyorum ben ona, instagram sayfasına da masal kitabı. Çünkü her bir karesi masal kitabından sayfa, içine alıyor masal alemine götürüyor beni. Mutsuz ya da sorunlu geçen günlerimde, yanına koşarım hemen, enerji depolar kendime gelirim.


Cafenohut. Bilmeyen var mıdır? Sanmam.. Benim canım canım canım, Ayda Ablam.. Senelerdir neler biriktirdik, ne çok güldük ne çok anı ekledik birbirimize. Bloğuna ayrı instagram sayfasına ayrı kendisine apayrı bayılıyorum. Bir insanın yaptığı her şey mi bu kadar güzel olur? Neye eli değerse, inanılmaz bir görüntü çıkarıyor ortaya. Yapmadığı, yapamadığı bir şey yok.. Çok seviyorum, öyle böyle değil.


Lavantabahçesi. Ahu Abla da yine yaptıklarına hayran olduğum biri. Nakışı bana öğreten, sevdiren, bana vaktini emeğini hiç tereddüt etmeden veren.. Senelerdir yapıyor bu işi, her gün binlerce soru alıyor ve her bir soru mutlaka anlatmış olduğu, kayıtlı olarak bir yerde mevcut olan şeyler olmasına rağmen, asla "of" demeden herkesi o güzel kalbiyle yanıtlıyor.. Bu sabır ötesi bir şey.. Ben onun yaptıklarına hayranım ama hepsinden önce insanlığına hayranım.. Herkesin tanımasını isterim böyle güzel bir kalbi..


Evcilkedi. Bir diğer adıyla "evimiseviyorum" Nilgün Abla. Bloğunun ilk yazısından beri gözümü ayırmadan okuduğum ve çok sevdiğim bir ablam. Sevimli dostlarıyla yaşadığı bahçeli evine her gün misafir oluyorum, yetiştirdiği binbir çeşit çiçeklerinin kokusu, kendisinin bitmeyen sevgisi, patili dostlarının maceraları beni benden alıyor. Keşke blog mahallesine de dönse..


Erol Abi var bir de, onun sayfasına da bakmaya doyamam. Puzzle gibi olan fotoğraflarına bayılırım, o kadar güzel ki her bir karesi, gözünün gördüğü bir manzarayı komple gösterebiliyor bizlere.


Zeynep
13 ŞUBAT 2019 / 10:00

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 12

Ve meydan okumanın 12. gün sorusuna geçiyorum.
Aslında bu soruyu geçsem de olur, hiç benlik bir soru değil ama yine de yazayım bir şeyler.

Yaşasın meşhur moda blogger'ı gibi hissedebilirsin bugün kendini. Kullanmaktan asla vazgeçmediğin, bittikçe yeniden aynısını aldığın şeylerini yaz da bilgilenelim..

Hiç moda bloggerı olacak insan değilim, benden öyle bir şey olamaz da zaten.
O kadar düz yaşarım ki..

Moda da çizgim siyah beyazdır, değişmez. Siyah bir etek ve üstüne de beyaz tişört giymişsem benden özgürü ve rahatı yoktur, kiii dolabım da bu şekildedir yaz kış. Çorap takıntım vardır ama çeşit çeşit çoraplar alırım bayılırım.
Fularlarım en sevdiğim eşyalarımdır, o kadar mutlu olurum ki çeşit çeşit fularlarla.. Şimdi bir de bileğe bağlamalıklar ve saçımızın tellerine karıştırmalıklar çıktı ya, onları da ayrı sevdim.

Ayakkabıda da yine çok düz mantık giderim. Hiçbir zaman topuklu ayakkabım olmadı, mecbur da kalmadım. Tek bir marka ayakkabı giyerim, dümdüz olsun ağırlık yapmasın bağcıklı olsun, benden mutlusu yok..

Makyaj malzemeleri diye bir şey bilmiyorum, bu güne kadar hiçbirini kullanmadım, küçüklükten şu yaşıma kadar. Ablalarımın her dönemlerinde bin çeşit ürünleri olmasına rağmen, gözüm bunlardan başka bir şey görmemesine rağmen benim bir tek  limon ve balım var bittikçe aldığım,  yüzüme gözüme sürdüğüm başka da bir şey yok.

Parfümleri severim bak, çok vardı kullandığım ürünler, ama onları da astım yüzünden kullanamadığım için elimde bulundurmuyorum 10 senedir. Kolonyaları seviyorum, kokuları rahatsız etmeyen bir kaç markam var. Özellikle mandalina kokusu. Mandalinanın her şeyine bayılırım zaten.

Zeynep
12 ŞUBAT 2019 / 14:45

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 11


Son zamanlarda okuyup bitirdiğin kitabın yorumunu yazabilir misin?

Dün yazamadım 11. gün sorusunu, bugün ikisini birden yazıp kapatayım o zaman açığı.
Son zamanlarda okuyup bitirdiğim kitaplarımın hepsi polisiye türü, kii genelde de okuduğum türdür bu. Şimdi buraya onların yorumunu yazmaktansa, sürekli başucumda olan şu kitabın içinden bir şeyler yazmayı daha uygun buldum.

Çok seviyorum bu kitabı, ilk basıldığı gün nasıl heyecan duyduysam, hala her gece gözümü kapatmadan sayfaları arasında dolaşırken de aynı heyecanı duyuyorum. 1 ve 2 olarak basılmış iki cilt kitap. Her ikisi de muhteşem başarı hikayeleri. Hikaye değil tabii hepsi gerçek yaşanmış öyküler..

Dünyanın asi kızlarına;
Daha fazlasını hayal et
Daha fazlasını iste
Daha çok mücadele et
Ve kuşku duyduğun zamanlarda unutma;
Sen haklısın.

Helen KELLER
"Dünyadaki en iyi ve en güzel şeyler gözle görülemez. Hatta dokunulamaz; Onları yürekte hissetmek gerekir."
Beni en çok etkileyen öykülerden biridir bu.

Jane AUSTEN
"Ah! Gerçek bir rahatlık için evden daha iyi bir yer bulamazsınız." Diyor. Ah ama onun hikayesi de inanılmaz güzel..Ve sanırım onun hayatında kendimden çok şey bulduğum için bu kadar sevdim.

Audrey HEPBURN
"Büyüdüğünde neden iki elin olduğunu anlayacaksın. Biriyle kendine, diğeriyle başkalarına yardım etmek için."




Tüm kızların elinde olmasını istediğim bir kitap bu. Eğer senin de elinde yoksa mutlaka alıp başucuna koymanı tavsiye ediyorum.



Zeynep
11 ŞUBAT 2019 / 23:55




28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 10


Meydan okumanın 10. günü.
Sorusu ise benim pek derin ve acısı hiç geçmeyen yaramdır...

Şimdiki aklım olsa şu bölümde okurdum dediğin bir dal var mı? Anlat bakalım neymiş?

Aslında şimdiki aklımla değil her döneme ait aklımla istediğim tek bölüm oldu; Tıp okumak.
Ama öyle böyle bir istek değil, çok çok istiyordum, başka bir bölüme hayal bile kurmuyordum.
Çok küçükken sorulan soru vardır hani "ne olacaksın büyüyünce" ona bile "beyin cerrahı olacağım" cevabını veriyordum, kiii o zaman daha okul sıralarında bile değildim. 
Evet, yani Tıp okuyup doktor olmakla da işim yokmuş görüldüğü gibi, ille Beyin Cerrahı oluyormuşum. Kii isteğim de hep o oldu. 

Hala daha içimde hiç sönmeyen istektir o, bir gün bile başaramayacağıma inanmadım, yine aynı şeyi düşünüyorum.
Ama olmadı, elimde olmayan, aşamadığım engeller yüzünden vedalaşmak zorunda kalmıştım hayalimle.
Hala daha bir beyin ameliyatı izlerken kalbim deli gibi atıyor ve hayranlıkla kendimden geçiyor olsam da, bu hayal yaprağım hiç açılamayacak bir kitabın arasında kurumaya devam ediyor..
Öyle işte.. 


Zeynep
10 ŞUBAT 2019 / 10:55


28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 9


Hava çok güzel bugün, bahçede oturdum da biraz.
Meydan okumanın da 9. günü olmuş bugün, daha dün başlamıştık oysa..ah şu zaman..ne çabuk geçiyorsun.

Hakkında 5 garip şeyi söyle de bilelim ne kadar arızasın

Bu soru için epey bi' düşündüm de, pek bir şey bulamadım.
"Abla benim en garip 5 şeyim ne olabilir acaba?" diye sordum. O da; "Sen normal halinin 5 maddesini yazarak cevapla daha kolay olur, 'bunların dışında da genelde arızayım' dersin" dedi. Evet bu benim öz ablam🙄 Neyse.. 

Çok takıntısı olan bir insan değilim, takıntılarını en azından hayatını etkileyecek derecede önemseyen değilim. Ama burada da zaten takıntı değil gariplik sorulmuş. Garip huylarım vardır bak, biraz.🙈

Kitap okumalarım ve film izlemelerim hakkında;
Ben okumaya başladığım bir kitabı, bir kaç sayfa okuyup iyice içine girdikten sonra hemen ortasına ve sonuna bakarım, başlarken benimle olan karakter sonda da duruyorsa ohhh bi' rahatça gerilmeden okurum kitabımı. Genelde polisiye gerilim okurum, bu yüzden başlangıçta sevdiğim bir karakteri kaybedeceksem onu önceden bilmeliyim😌
Aynı şey film izlerken de geçerli, önce başını azıcık izler, sonra ortadan sonra da en sonunu izler ve rahatça yaslanırım arkama, başa dönüp keyifle izlerim. Berbat bir huy, çevremdekiler nefret eder, ama bunu yapmadan ne izleyebilirim ne okuyabilirim. Bu huy yüzünden sinema salonunda film izleyemiyorum mesela🙈

Bir de bunu bilinçli olarak çevremdekileri delirtmek için yaparım;
Mesela ablalarımın okumaya başladıkları kitabı, bildiğim kitapsa zaten ezberden, bilmediğim kitapsa onlar ellerinden bıraktığı anda alıp karşılarına geçerek son sayfasını okurum usulca. Hepsi deliye döner ama öyle böyle değil. Genelde kitaplarını ortalıkta bırakmazlar, ama takip etmek de her zaman kolay değil. Hele benim gibi polisiye okuyan ablamdan bunun için çok dayak yemişliğim var. Yüz yüze görüştüğüm arkadaşlarıma da yaparım, ama sosyal medyada yapmıyorum bunu🙊

Otobüs yolculuklarım;
Otobüsle yolculuk yapacaksam en ön koltuk olmalı, 1 ve 2 de değil, ille 3-4 olmalı. Yolculuk günümüz saatimiz belli olur, aaa o da ne? 3 veya 4 dolu, tamam o plan iptal olur benim yüzümden.
Geçen sonbaharda bir Adapazarı gezisi yaptık ablalarımla, acilen eve dönmemiz gerekti ama 3-4 dolu, o zaman da 29 Ekim tatili, otobüslerde yer yok ek seferler var hatta. Yok, beni ikna etmeleri mümkün değil, 3-4 boş olacak güne kadar beklerim siz gidin. Neyse şubedeki adam anladı benim arızalığımı ve ablalarımın çaresizliğini, boşalttı 3'ü bana, döndük eve🙈

Ülker Çikolatalı Gofret.
Her zaman elimin altında olmak zorunda. Yooo takıntı değil bu, olması gereken garip huyum. Bitemez, mümkün değil, masamın üstünde, her zaman olmalı, her gün mutlaka yemeliyim, böyle garip bir huy.

Güne başlamak konusunda;
Ben sabah ezanıyla birlikte güne başlarım, bazı günler bunu yapamıyorum ve eğer ki güne sabah ezanından çok sonra başlamışsam o günü çöpe atıyorum ve gerçekten öylesine yaşıyorum. Hiçbir şekilde ciddiyetine kapılmıyor, bir an önce bitsin şeklinde gelişigüzel vakit geçiriyorum🙄


Zeynep
9 ŞUBAT 2019 / 14:35

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 8


Bugün meydan okumanın 8. günü.
Yine çok güzel bir soru.. Tarif defterime eklemeler yaptığım gibi, şimdi de not defterime eklemeler yapacağım.

Kolaya kaçıyorum, yazıyı sen yazmak zorunda değilsin. Bırak da bizim için seçtiğin 3 alıntıyı okuyalım bugün.


"Bu sabah hava berrak
Bu sabah her şey billurdan gibi.
Gök masmavi bu sabah,
Güzel şeyler düşünelim diye."
Cahit Sıtkı TARANCI


Çok mutsuzum Edi.
Neden?
Çünkü büyüdük...
Susam Sokağı / Edi&Büdü

Yoo bunun, dünkü paylaşımlar yüzünden çocukluğumu özlememle, hatta bir Edi olarak Büdümü özlememle hiiiç ilgisi yok, tamaaamen öylesine.. evet..evet.

Ve son olarak şu sözü paylaşmak istiyorum, çünkü hem çok seviyorum, hem de son zamanlarda blog mahallesinde bunu çok yaşıyorum.

"Hiçbir zaman, hiçbir insanın unutamayacağı bir güzellik var. O da bir insanın bir insandan gördüğü yürekten sevgidir." 
Yaşar KEMAL


Zeynep
8 ŞUBAT 2019 / 21:10




28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 7





Meydan okumanın 7. gününe geldik, 1 haftayı bitirdik.

En çok neyi özlüyorsun bu hayatta hiç düşündün mü ?

"...Bildiğim tek şey, size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.” Çavdar Tarlasında Çocuklar


Bu kitabın bir kaç yerini çok seviyorum, bu da en sevdiğim kısmıdır..
Birine yaşadığım anlardan bir şeyler anlatınca, anlattığım şeyin içinde eğer ki kelebek geçiyorsa onu bile özlüyorum..
Ben şimdi hayatta en çok özlediğim şeyi ya da çocukluğuma/başka bir dönemime gitmeyi falan değil de, şuan düşündüğüm, içimde oluşan genel yüzeysel özlemlerimi yazacağım.
Çünkü ben bir alık balığım; derinlere girince çıkamayan.

Her şeye, herkese özlem var içimde.. Bazı özlemler kalbimi sıkıştırıyor dayanamıyorum, bazıları hafif burnumu sızlatıp diniyor..
Bu fotoğrafı çektiğim günü özlüyorum, güzel fotoğraflar çekebilme yeteneğimi kaybettim, onu özlüyorum.
Geçen sene bugün bu saatlerde olduğum yere, yanımda olana, söylediklerine, özlem içindeyim.
Güzel şeylere kahkahalar eşliğinde şaşırabildiğim günleri özlüyorum.
Baharı özlüyorum, yaz günlerini özlüyorum..hafif kıyafetlerin hissettirdiği özgürlüğü özlüyorum.
Kalbimin ağırdığını hissettiğim zamanlarda, evine ve kalbinin sıcaklığına sığındıklarımın da özlemi var...
Plansız çantamı alıp çıktığım, hesapsızca engelsizce sınırsızca düşüncesizce dolaştığım günleri özlüyorum.
Yitirmeyi asla kabullenemediğim dik kafalı ve güçlü durabildiğim zamanları özlüyorum.
Hep benimle kalacağını sandığım acılarımı, kolayca içimden atabildiğim günleri özlüyorum.
Kalbime dokunabilmeyi başarabilenlerin uzaklığı öyle kötü ki..onları da çok özlüyorum..
Anlamaktan kaybetmekten sevmekten yorulmadığım günleri özlüyorum.
Kalbimi yormalarına asla izin vermediğim güçlü kalabildiğim zamanları özlüyorum.

Kötü bir şey olduğunda ya da korkunç bir rüya gördüğümde, her defasında ona anlatıp rahatladığım kişiyi özlüyorum.
Sevmelerin, dokunarak ve konuşarak yapıldığı ama artık öyle sevme şeklinin ortadan kaybolduğu sevmeleri özlüyorum..
Dünya ile arama uzaklık koymayı başarabildiğim günleri özlüyorum.
Ah ama en çok da kalbime yerleştirdiğim, oraya yerleşmek için de çok çabalayan ve bunu kendisi de isteyen ama gün gelip de yerleştirdiğim yerden kendi istekleri ile ayrılmayı tercih edenleri özlüyorum.
İçimden; "ben onunla yolun sonuna kadar birlikte yürüyebileceğim" dediğim, ama yolun bir köşesinde benimle yürümekten vazgeçip yok olan insanları özlüyorum.

Evet sanırım en büyük özlemim; artık hayatımda olmayanlara karşıymış.
Böyle insanı kolayca bırakabilenlere çok şaşırıyorum.. Ben kimseyi geride bırakamıyorum, bunu başaramıyorum mesela. Hayat bir gün bana bunu başarmayı öğretir mi bilmiyorum ama öğrenmeyi de pek istiyor gibi değilim.
Böyle hasarlar alıp böyle özlemler yaşıyor olmama rağmen sevmekten vazgeçiyor muyum? Hayır!
Sevmeyi seviyorum çünkü ben.
Ve konu ne olursa olsun içine kalbini ve sevgini katamadığın her şey içi boş uçan bir balondur. O yüzden sevmelere devam diyorum ve yazımı da Sevgi ile ortak düşüncemizle bitiriyorum.

"...A ciğerim söyle neeeyleyelim
sevmeyeliiim de taşa mııı dönelim.."



7 ŞUBAT 2019 /  17:20

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 6



Bugün geldik meydan okumanın 6. gününe.
Önce neden katıldığımızı anlattık, sonra hep birlikte doğum günlerimiz hakkında hayal kurduk, tarif defterimize eklemeler yaptık, birbirimizin şehirlerine misafir olup birlikte yürüyüş yaptık, ilham alınması gereken şeylerin üstünden geçtik, şimdi de müzik listemizi paylaşıyoruz.


Bugün liste günü, şöyle bir düşün tekrar tekrar dinlemekten vazgeçmediğin 7 şarkılık bir liste hazırla..

Aslında bugün hep birlikte bir nevi karışık kaset dolduracağız.
Bizim evde 70'ler, 80'ler ve 90'lar bir arada bulunuyor. Ablalarımın 70'lere ve 80'lere ait olması demek, benim de o yıllara ait her tür bilgiye sahip olmam demektir. Mesela bu müzik konusunda da öyle, kimseyi 70'lerde yaşamadığıma inandıramam, o kadar içinde olmuşum.

Hiç televizyon olmamış bizim evde, olmadı da. Televizyonun yerine kitaplık koymuş babam. Tabii televizyon olmayınca onun yerini kaset çalarlar, kasetler almış. Sonra radyolar, radyo programları..
Bak şu fotoğraftaki müzik setimiz de pek havalı bir şeymiş zamanında, onun üstüne daha bir çok müzik seti gelmesine rağmen bu hepimiz için çok değerlidir ve hala daha yaşar bizimle birlikte.Bir dönemin kapanıp diğer dönemin açılışını anlatır.

Benim tekrar tekrar dinlemekten vazgeçmediğim şarkılar içinden 7 tanesini seçmem çok zor olacak, çünkü yeniliklere hiç açık olmayan bir yapım ve değişmez sabit bir listem var.. o liste de epey bi uzun.
Mesela Nazan Öncel ve şarkıları her şeydir benim için, çok severim, çoook..Şarkılarını da kendisini de. Öyle güzel mektupları var ki bende, ah.. cümle kuruşlarına hayranım..
Sezen Aksu şarkıları gelir sonra, bayılırım tüm şarkılarına. Her dönemime ait izler taşır her bir şarkısı..
Zeki Müren... O sevgimi anlatmaya kelimelerim yetmez. Her ruh halinde her zaman benimle tüm şarkıları.
Münir Nurettin Selçuk, Özdemir Erdoğan, Yıldırım Gürses, Candan Erçetin, Sertap Erener, Ajda Pekkan, Nilüfer...

Evet ben çok eski kafalıyım, yeni şarkılara gelemiyorum, takılı kalmışım bunların içinde, dönüp duruyorum. Ablalarım da öyledir hala. Hatta yeni nesil bir ufaklığın ablalarım ve benim için söylediği şey pek doğru. Bize; "Siz o kadar eski sürümsünüz ki, güncelleme bile kabul etmiyorsunuz.." Kesinlikle çok haklı, güncellenemiyoruz :)

Ama böyle anlamlı şarkıları dinlemek, ezberlediğimiz tüm nakaratları bir ucundan ateşe vermek gibi olmuyor mu? Bir de eski olan her şeyin üzerine sinen o "çok yakışmak" hali var ya, ona da doyum olmuyor..

7 Şarkılık bir listeye bunlar girdi;

Zeki MÜREN / Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun

Ayten ALPMAN / Sen Benim Şarkılarımsın

Sezen AKSU / Küçüğüm

Yıldırım GÜRSES / Sonbahar Rüzgarları

Nazan ÖNCEL / Gitme Kal Bu Şehirde

Sertap ERENER / Bahçede

Ezginin Günlüğü / Küçük Gemi / Hişt


Zeynep
6 ŞUBAT 2019 / 14:50



28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 5


Meydan okumanın 5. günü yine sorusu inanılmaz güzel..
Beraber yürüdüğüm arkadaşlarıma ilham veren şeyleri de çok merak ediyorum, okumaktan keyif alacağım.


Sana ilham veren şeylerden bahset belki başkasına da ilham kaynağı olur.


Bu soruya daha önceleri çok farklı cevaplar verebilirdim. Yani ilham aldığım şeyler öyle farklıydı ki..
Ama 2006 yılında onkoloji hastanesine yolum düşünce, bu ilham kaynaklarıma bakış açım değişti. Onun öncesinde ilham aldığım şeylere dönüp bakınca, gülüp geçiyorum şimdi. 

Her birimizin ilham aldığı şeyler farklı tabii. Mesela benim de minicik kelebeğe kadar bir sürü ilham kaynağım var ama buraya, hayatıma sabitlediğim iki büyük ilham kaynağımı yazacağım. 

Evet, benim en büyük ilham kaynağımdır; onkoloji koridorlarındaki tüm hastalar.
Onlardan birine, bugün "her şey bitti" deniyor, ama o kabul etmeyip savaşıyor ve ertesi gün yaşama yeniden başlıyor, kaldığı yerden de değil, baştan başlıyor, yeniden doğmuş gibi sıfırdan. 1 gün içerisinde oluyor bu değişim hem de...Buna canlı canlı şahit oldum çok defa. 
Bundan daha büyük bir ilham kaynağım yok 12 senedir. Bu güç bana her şeyi yaptırabilir, yaptırıyor da zaten.

Ah, bir de kuğular var..Evet onlar da ilham kaynağımdır.
Derenin bir kenarından diğer kenarına telaşsız, usulca süzülen, ördekler ve kazlar gibi yaygara yapmadan sakince ve tüm asaletiyle gezinen kuğular ilham verir bana. Asaletleriyle ilham verir, bembeyaz kalabilmeleriyle ilham verir. Halbuki ördekler de onlarla aynı yerde yüzmektedir, ama beyaz olmalarına rağmen yine de kirlidir..Eh peki kuğular bembeyaz kalabilmeyi nasıl başarıyor? Demek ki yaşadığın ortam hiç de önemli değil, başarabildikten sonra temiz kalabilmek mümkün..
Ben kuğuları çok pis bir derede de görüp seyrettim, çok temiz yerlerde de gördüm, özel bahçelerde de..Bu fotoğraftaki kuğular da yine kapatılmış terk edilmiş bir parkın deresindeydi mesela..
Ve kuğular hala asildi, hala bembeyazdı.
Temiz kalabilmek için ille de lüks yerlerde yaşamaya gerek yokmuş, derede de oturarak asaletinden ödün vermeden içiyle de dışıyla da temiz, bembeyaz kalabilmek mümkünmüş.. İşte bu da bana ilham kaynağı olmuştur.


Zeynep
5 ŞUBAT 2019 /14:20

28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 4


Bugün meydan okumanın 4. günü.
Sorusu nasıl keyifli nasıl tam benlik bir soru.. Ama çok üzgünüm ki zamanı kötü denk geldi.


 Hava nasıl olursa olsun, yürüyüşe çık bugün, o gün gözüne ne güzel göründüyse bir kaç fotoğraf da çek, anlat bakalım neler oldu ?


Ben şehrimi çok seviyorum, her köşesini gezmeyi.. Sabah saatlerinde herkes işinde okulunda, geri kalanlar da uykusundayken özellikle çıkıp dolaşırım. Çok güzel parklarımız çok güzel çay bahçelerimiz var. Bugün onlardan birini gezmeyi ve sizi de gezdirmeyi isterdim, bu soru tam benlikti.
Ama bir haftalık bi' dinlenme sürecinde olduğum için, evden dışarı çıkabilmem ancak bahçeye kadar oldu. Bugün ben gezemedim ama bu soruyu cevaplayanları okuyup oturduğum yerden gezmiş gibi olacağım.
Belki daha sonra bu soruya tekrar döner, yazarım. Gezerim, fotoğraf çekerim ve anlatırım uzun uzun, kiii çenesi düşük biri olarak en iyi bildiğim şeydir anlatmak 🙈
Bol bol dinlendim, yazdım, kitap okudum. Bir ara bahçeye çıkıp şu sarı gülü gördüm mutlu oldum. Bahar gelmiş gibi bir hava vardı, sarı gül de açtığına göre tamam bahar geliyor, içimde kelebekler uçuşmaya başladı bile :)


Zeynep
4 ŞUBAT 2019 / 22:30



28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 3


Meydan okumanın 3. günü ve sorusu pek iştah açıcı.

Bazı evlerde hep pişen bir yemek vardır. Pişirmekten vazgeçmediğin bir tarifi bizimle paylaşır mısın ?

Bizim evde de sürekli pişen sabit ve meşhur yemekler var tabii, ama mutfak benim sorumluluğum altında olmadığı için, eh benim pişirebildiğim bi "yemek" de olmadığı için en iyi bildiğim şeyi paylaşacağım tabii; kurabiye🙈
Al açması bööörek yaparım, 5 katlı muhteşem pasta yaparım, en zor tarifleri gözüm kapalı denerim ama tencere başına geçip basit bir çorba bile pişiremem. Hazır tarhana çorbasını bile pişirmek zorunda kaldığım zamanlar (bazen beni yemeksiz bırakıp evden gidiyorlar) resmen sıkıntıdan isilik dökerim🤦‍♀️ Mutfağın pasta börek kısmı benim, yemek kısmı annemin ve ablalarımındır. 

Benim yemekten de pişirmekten de hiç vazgeçmediğim şeyler listeme bakarsam, ilk sıradan bana göz kırpan şey kurabiyedir. Ama incirli kurabiyenin yeri ise çok başkadır, çok fazla severim sürekli yaparım.
Hatta öyle ki, bloğuma bile ismini verecek kadar büyük bir sevgi bu💕

Şöyle yapıyorum;
Bir yoğurma kabının içine 150 gr yumuşacık olmuş tereyağını,  1 çay bardağı sıvı yağı, 1 su bardağı pudra şekerini, 1 paketten çok az nişastayı, 1 kabartma tozu 1 vanilyayı,  15 tane minik minik doğranmış kuru inciri, 1 su bardağı fındık kırığını alıyorum veee kurabiye hamuru elde edecek şekilde un ekleyerek yoğurmaya başlıyorum. Sonra minik toplar yapıyorum tepsiye diziyorum ve 170 derece fırına yollayıp 25 dakika pişirip çıkarıyorum. Üstü kapalı bir kabın içinde 20 gün bile hiç bayatlamadan durabilen harika bir kurabiye. 



Zeynep
03 ŞUBAT 2019 / 23:50

MUTLU EDEN HEDİYE; (28 DAY BLOG CHALLENGE / DAY; 2)


Meydan okumanın ikinci günü ve ikinci gün sorusu da inanılmaz keyifli :)


Düşün ki bugün doğum günün, sana ne alınsa mutlu olursun? Şöyle güzel bir hediye listesi yapsana kendine..


Ben doğum günlerimde elle tutulur kalıcı hediyelerle mutlu olan biriyim.
Uzun listeler yapmamı gerektirecek maddelerim yok, çünkü bellidir benim mutlu olduğum şeyler.

Benim için yazılmış olan iyi dileklerin bir kart ile elime geçmesi bana en büyük doğum günü hediyesidir.
O gün postacı bahçeye gelip kucağıma bir sürü zarf bırakınca mutluluktan havalara uçarım.

Çok eski bir blog arkadaşım, canım Aylin, geçen yaşımda bana hiç unutamayacağım bir doğum günü hediyesi hazırlamıştı. Aldığım en etkili hediyeydi o, kaç sene geçerse geçsin üstünden, unutamayacağım, biliyorum.
Kocaman bir kutu ve karşımda şu fotoğraftaki kartlar.. Anlamadım önce ne olduğunu, anlayınca nasıl sevineceğimi bilemedim.
Kendisi öğretmen ve benim için öğrencilerine tek tek kart yazdırmış..Ah, bilmediğim tanımadığım bir sürü minik çocuklar doğum günümü kutlamış "Zeynep abla mutlu ol" demiş.. Bundan daha büyük bir hediye olamazdı benim için. Çok mutlu olmuştum, bu kartlara baktıkça hatırladıkça kalbimde kelebekler uçuşur hala.

Bir diğer mutlu olacağım hediye maddesi de kitaptır.
O kitap ömür boyu benimle olacak, elle tutup dokunacağım ve ona baktıkça  hediye eden kişiyi hatırlayıp mutlu olacağım. Kitaplığımda doğum günlerimde hediye edilen bir sürü kitap var, hiç kapağını açıp kimin gönderdiğini okumama gerek, daha bakarken hangi yaşımda hangi sevdiğim kişi almıştı onu bana, bilirim. Çünkü o benim için unutulmaz bir hediyedir, unutmam.

Defterle mutlu olurum, minik müzik kutularıyla mutlu olurum, minik bir kolye ile, çay kahve fincanı, kupa ile, kalemle..Çünkü hepsini senelerce elimde tutabilirim.

Çiçekle mutlu olmam mesela.. Üzülürüm hatta. Çünkü ben doğum günlerimde bana gelen hediyeyi ömür boyu saklamak isterim. Çiçeği saklama imkanım yok, o anlık mutlu edecek ve yok olacak. O yüzden doğum günüm çiçekle kutlandığı zaman çok üzülüyorum; elimde kalıcı bir şey olmayacağı için.

Almayı istediğim, hayal ettiğim, kıyafet olsun teknoloji parçası olsun, kullanıp tüketilecek türde ne olursa olsun bunların hediye olarak bana gelmesine hiç mutlu olmam. Onlar benim isteklerim, ihtiyaçlarım, onları ben kendim alırım, kullanırım. Doğum günü hediyesinden beklentim bu değil benim. Elle tutacağım ben onu ve ille ömür boyu benimle yaşayacak yanımda duracak.

Benim içimi dışımı bilen bir arkadaşım bana her sene küpe alır :)
Çok kızar çünkü bu huyuma, yani kullanmalık değil de elimde tutmalık hediyeler istememe.
"Al sana küpe, ömür boyu seninle duracak hediye, istediğin zaman tut elinle, bak sev konuş mutlu ol. Aşınmayacak da, bozulmayacak da, öyle sapsağlam duracak yanında" der.
Öyle de olur, kullanmadan saklarım hep :) Çünkü kulaklarım delik değil :) Olsun, bakıp bakıp mutlu oluyorum ben o küpelere, saklayabiliyorum sonuçta.

Bak mesela çok küçüktüm 10.yaşımdı, bir arkadaşım da; "bu sana doğum günü hediyem" diyerek paketlenmiş çikolata vermişti, aradan 20 sene geçmiş olmasına rağmen o çikolatanın ambalajı da durur paketlediği kağıt da..ama çikolatanın kendisini saklayamamışım işte, üzüntü bu bana.

Doğum günümde hediye edilen her şeyi saklamak isterim ben, saklarım da.. küçük bir sandığım var içi anılarla dolu.. Doğum günlerine de fazla önem verdiğim için o hediyelerimin de saklayabileceğim şeyler olmasını isterim işte, yani o sandığa girip ömür boyu yaşayabilecek şeyler. O tür hediyelerin her biri mutlu eder beni.


Zeynep
2 ŞUBAT / 2019  12:10