GÜNÜN MUTLULUK MADDELERİ;


Yağmurlu ve fazlaca serin bir sabaha gözlerimi açmak mutlu etti beni. 
Annemin ve çoook sevdiğim arkadaşım Emel'in doğum günlerini kutlayabilmek mutlu etti.
Eski yıllara özlem duyduğumuz zaman, o yıllara ait bir arkadaşımızı çağırıyoruz, bu sabah yine böyle yaptık ablalarımla birlikte ve bu onları da beni de mutlu etti.
Bana her zaman çok şirin kartlar yollayan mektup arkadaşımdan yeni bir kart gelmiş olması mutlu etti.
"Sen yağmurlu havalarda tarçınlı kek yemeyi çok seviyorsun, çay demle kekimle yola çıktım geliyorum" diyerek şehrin bir ucundan kalkıp yanıma gelen arkadaşım mutlu etti.
Bir blog arkadaşımın, 10 sene önce ona hediye ettiğim bir kupa ile hala kahve içtiğini göstermesi mutlu etti.
Mandalina sezonunu açmış olmam ise en büyük mutluluk, tek yediğim meyve mandalina çünkü.
Çok sevdiğim bir kalemimi bir haftadır bulamıyordum, bahçeye düşürmüşüm meğer, onu bulabilmek mutlu etti.
Bugün, burada çok güzel dostlar biriktirmiş olduğumu bir kere daha anlamış olmam mutlu etti.
Bu sene evin tarhanasını tek başıma yapıp, sorunsuz şekilde kavanozlara yerleştirip raflara dizebilmiş olmam mutlu etti. Gelip geçerken bakışıp gülümsüyorum.
Eski blog arkadaşlarımdan bir kaç kişinin daha bloglarına dönüp yazmaya başladıklarını görmek mutlu etti.
Bir bloğumun olması ve çok severek okuduğum blog arkadaşlarımın olması ise zaten her günün mutluluk sebebi.

Bunlar gün içinde yaşadığım öne çıkan büyük mutluluk maddeleri, bir de arada olan minik mutluluklar var.. Tabii bunların yanında sorunlar yok mu..bir sürü. Ama ben bu güzel hayatı yaşamak varken kalbimi üzüntülerle yormak istemiyorum. Çünkü çok üzülünce geçip yok olmuyor ki dertler.. O yüzden mutluluk maddelerine odaklanmak daha iyi geliyor bana. Hepimizin mutluluk maddeleri, dertlerden sıkıntılardan daha çok olsun.



25 Eylül 2018 / 16:35




EYLÜL;


Her yerde Eylül yazıları çıkıyor karşıma, Sonbahar fotoğrafları.. Eylül gelince hemen bi' onu methetme ihtiyacı duyuyoruz, böyle yapınca o ayı güzel geçireğimizi mi sanıyoruz acaba.. Oysa ki Eylül bitince çok çabuk unutacağız methettiğimiz Eylülü..başlayacağız Ekimin güzelliklerinden bahsetmeye.
Çoğumuz böyle yaşıyoruz, yanımızda o an kim varsa o kıymetli...yanımızdan ayrılanı ise hemen unutuyoruz.
Eylül gelince kıymetler vermeye başladık ama Kasım ayında Eylülü hatırlayacak mıyız bakalım.

Ayları unuturuz, önemli de değil ama hayatımızdaki kıymetlileri  hangi ay olursa olsun unutmamayı başarabilsek..


07 Eylül 2018  /  17:40

SABAH MUTLULUĞU;


Evden dışarı çıkmadan önce bahçede oturup sabah kahvemi içtim, tam o sırada postacı geldi. Elinde de bir tane kart var.  Bayram öncesi arkadaşlarımın gönderdiği tüm kartlarımı aldığım için, bir başkasından da kart beklemediğim için, doğrusu çok heyecanlandım. Acaba kimden nereden geldi bu kart..

Eh tabii kartı elime alınca öğrenmiş oldum sorunun cevabını. Instagram sayfasını da bloğunu da çoook sevdiğim bir blog arkadaşım sevgili öneri makinesi yollamış bana bu şirin kartı. Bloğunun 5. yıl kutlaması için kart yollamayı planlamıştı bir kaç kişiye. Bana da yollamış. Onu severek okuyor takip ediyorum.  Şimdi de elimde ona ait bir parça var, bu büyük bir mutluluk benim için. 

Benim gibi mektuplaşmayı hala devam ettiren ve bundan keyif alan biri O da. Ben de öyle işte, internet çağında da yaşasak ne bir fotoğrafıma kıyabilirim, ne de bir mektubumu atabilirim. Sanal alem avutamaz beni, somut bir şeyleri elimde tutmadıkça. Asla nankörlük yapmıyorum, bu ulaşılamaz bir teknoloji ve nimet ama işte e-posta okumak bana heyecan vermiyor mektup zarfını açmak kadar. O yüzden teknolojiye inat hala mektup yazmaya kart yollamaya devam ediyorum..devam edenleri de gördükçe mutlu oluyorum.

Bir çok mektup arkadaşım var. Bunların içinde blog arkadaşlarım da var tabii, senelerdir hiç bıkmadan aynı heyecanla mektuplaşmalarımızı devam ettirdiğimiz.  Blog arkadaşlığının yanında mektup arkadaşlığı da yapmak çok güzel oluyor. Kart yazmayı yollamayı çok seviyorum, eğer içinizde "ben de çok severim kart almayı" diyen varsa, bana seslenebilir, seve seve mektup arkadaşı olabilirim. 


31 Ağustos 2018 / 10:30

...


Şu bembeyaz çiçekteki asalet, bu kadar asil druruşu aslında biraz da arkasındaki fonun karanlık siyah olmasından kaynaklanıyor. İşte insandaki asalet de böyle, çoğu zaman hayatındaki sıkıntılardır insanı asil ve güzel gösteren. Yani sıkıntı diyip geçmemek lazım, hani dönem dönem hayatımızın karanlık olduğunu düşündüğümüz zamanlar oluyor ya, işte feryat ve isyan etmedikten sonra o karanlık dönemlerin sıkıntılarının bizleri aslında çok asil ve güzel gösterdiğini bilmek lazım. Aynı şu çiçek fotoğrafında olduğu gibi. Çiçeğin arkasında beyaz bir fon olsaydı sınırları böyle net ve güzel olmayacaktı, yani onun güzel görünmesinde, arkasındaki siyahın etkisi çok büyük.

Bir de şu çiçekler nasıl güzeller..Arkasında ister ışık olsun, ister karanlık..onlar hep aynılar, hiç değişmezler. Hep güzel kalmayı başarırlar ve bu güzelliğe karşı da hiç bir zaman şımarmazlar.. Keşke bizler de öyle olabilsek. Arkamızda siyah olunca isyan edip, beyaz olunca şımarmaya devam etmesek.. hep aynı kalabilsek.. Çünkü insanın karanlıkta ortaya çıkan hareketleri, tam öz karakteridir. 

22 Ağustos 2018 / 13:20



BENİ MUTLU EDEN ŞEYLER;



Senelerdir hiç bıkmadan yazdığım ve yazmaya devam ettiğim bir defterim var. "beni mutlu eden şeyler" listesini oluşturduğum bir defter o. Her günün sonunda, o gün mutlu olduğum maddeleri yazıyorum. Buraya da şöyle genel ve hemen anlık aklıma gelen  "mutlu eden şeyler" notu bırakmak istedim. Belki sizler de kendi listenizi yazarsınız, okuruz hep birlikte. Hem böylelikle, birbirimizden alabileceğimiz mutluluk maddelerini uygulamaya geçirebiliriz.

Benim listem;

Büyük tahta kapılar beni mutlu ediyor. Gördüğüm her kapının fotoğrafını çekerim. Arkadaşlarımın çoğu da, rastladıkları  kapıların fotoğrafını çekip "sen bunu seversin" diyerek bana yollar, o da çok mutlu eder beni.

Yolum bir şekilde kesişmiş olan herkese her sabah "günaydın" mesajı yazmak beni mutlu ediyor.

Kahvaltıların mutlulukla ilgisi olduğunu düşünenlerdenim ben de, o yüzden kahvaltılar da çok mutlu ediyor.

Bir çay bahçesinde her şeyden uzak kendimle başbaşa oturup, sadece kendime vakit ayırmak mutlu ediyor.

Arkadaşlarımın bana yazacakları kısa mesajları, kısa mesaj şekliyle bırakmayıp sanki mektup yazıyormuş gibi duygulu ve uzunca yazmaları ve o yazılanları okumak beni çoook mutlu ediyor.

Gün içerisinde sevdiklerim tarafından söylenen; "Zeynep, hadi çay yaptım, koş gel" cümlesi beni  mutlu ediyor. 

Bir kitabı sevdiğim bir arkadaşımla beraber aynı anda okumak, onun üzerine muhabbet etmek mutlu ediyor.

Tanıyayım tanımayayım herkesin iyi bir insan olabileceğini düşünebiliyor olmam beni mutlu ediyor.

"Şunu görünce aklıma sen geldin, aldım" diyerek bana verilen hediyeler inanılmaz mutlu ediyor. Hediyenin kendisinden çok, benimle özdeştirdikleri minicik bir detayla hatırlanıyor, o detayla tanınıyor olmak mutlu ediyor.

Hararet bastığında içmek için elime aldığım bir bardak soğuk suya içmeden önce uzun uzun bakmak beni mutlu ediyor. Onu ezbere içemiyorum, çünkü biliyorum ki o bir bardak soğuk su sıradan basit bir şey değil..

Bir günü, kalp kırmadan, dedikodu yapmadan, kötü düşüncelerden uzak bir şekilde bitirebilmek mutlu ediyor.

Sevdiğim insanlara; "sen bana iyi geliyorsun" dedirtebilmek, iyi gelebilmek, yardımcı olabilmek, hayat hikayelerine ait bir şeylerini ya da yaşadıklarını anlatabilecekleri kişi olabilmek beni inanılmaz mutlu ediyor.

Kütüphanelerde vakit geçirmek, çiçekçilerde dolaşmak, kırtasiyelerin içinde kendimden geçmek mutlu ediyor.

Renkli ve sevimli kumaşlar, iplikler, boncuklar, kartlar, balonlar, şekerler.. renkli olan her şey beni mutlu ediyor.

Bir insan bizden rahatsız değilse eğer, bir insana sıkıntı olmuyorsak eğer, bence mutluluğun en başı budur.. Eğer bunu hesaba katmadan mutluluk arıyorsak, görünüşte her şeye sahip olabiliriz ama asla mutlu olamayız. Mutluluğu öyle çok uzaklarda aramaya gerek yok yani..


20 Ağustos 2018 / 11:35

Bir akşam yemeği hikayesi;



Hiç ilgilenemediği bahçesindeki fasulyelerin olduğunu gören ve heyecanla yanlarına koşan önce onları sevip konuşup sonra da tek tek toplamaya başlayan bu kızı görenler; yemek yapmaktan da çok keyif aldığını sanırmış. Oysa ki bu sevinç gösterisinin tek sebebi bahçesini çok sevmesi ve yetiştirdiği bitkilerin olmasını görmesiydi.


Her ne kadar evde ablaları da olsa, kalabalık bir ortamda yaşamanın kuralları bu kızın evinde de geçerliydi. Yemek yapmaktan nefret ediyor olsa bile, ayda alemde bir kendisine gelen yemek sırasında bu görevini yerine getirmeliydi. Neyse ki ablaları o kadar insafsız değildi de çok sık yazmıyorlardı onu yemek sırasına. Bazen de duygu sömürüsü yapıp, o uzun aralıklarla gelen sırasından bile kaçmayı başarabiliyordu.  "Ben o kadar emek verdim ektim baktım sevdim büyüttüm topladım bu fasulyeleri, pişirmesi de sizden olsun ama.." diyerek bir tanesini oyuna getirmesi de çok zor olmuyordu tabii, bu akşam yemeği için yaptığı gibi.


Yemek yapmayı sevmiyor ama yapılan yemeği özenle hazırlamayı ve salata yapmayı çok seviyor. Hem salataları çok güzel yapar hem yaparken de çok keyif alır. Hele bir de tüm malzemeyi bahçesinden topluyorsa ve bahçenin kenarında eğlenerek bunu yapıyorsa keyfi ikiye katlanır. 
Bu sene, ne Annesi ne de kendisi bahçeleriyle hiç ilgilenememiş olsalar bile, bu akşamlık yemeklerini bahçelerinden yemiş oldular. Hem yemeği hem salatayı bahçesinden topladığı ürünleriyle hazırlayarak görevini yerine getirmiş olan bu kızın mutluluğunu tarif edecek kelime pek yoktur.  Bu basit ve sıradan işlem onun için abartılacak kadar büyük bir mutluluktur. Zaten bu kızın mutlulukları hep böyle çok basit ve sınırsızdır.


22 TEMMUZ 2018 / 20:45

BLOĞUMU ÖZLEMİŞİM;


Bu resmi pinterestte gördüm ve beni çok güzel anlattığı için de çok sevdim. Günlerimin özeti de diyebilirim bu resim içim. Penceremin kenarında oturdum, masamın üzerinde sürekli yazdım, okudum..

Ne çok zaman geçmiş buraya yazmayalı. Başlığa yazdığım gibi, evet gerçekten bloğumu özlemişim.. Günlerdir açamadım bloğumun sayfasını, hem yazamadım hem okuyamadım. Okuyamadım ama aklım hep o okuyamadığım bloglardaydı.. Meğer ne çok sevmişim takip ettiğim tüm blogları, vakit bulup okuyamamış hal-hatır soramamış olsam da, çoğu blog arkadaşımı sürekli düşündüm. Ve bu düşünmenin ve sevginin karşılıklı olduğunu görmek de ayrıca mutlu etti beni, çünkü benim merak edip düşündüğüm kişilerin de aynı şekilde beni merak edip düşündüklerini anlatan mesajlar aldım hep. Sevmek de sevilmek de güzel bir şey.. Sevginin sevmenin ortadan kalkmaya başladığı şu günlerde, her kötülüğün kaynağı olan sevgisizlik sarmışken etrafı, inadına daha çok sevmek gerekiyor bence, herkesi her şeyi..

Hep söylüyorum, blog yazmayı seviyorum ben. Ama son zamanlarda blog alemi de yavaş yavaş sosyal medya hesapları gibi olmaya başladı..Bu beni biraz üzüyor. Ben blogların soğuk ruhsuz instagrama dönüşmesini hiç istemiyorum. Gerçi bu kadar ara vermeme yazamayışıma bu engel değildi elbette, daha başka bir sebebim vardı. Ama bu da biraz geri adım atmama sebep oluyordu son zamanlarda. Yine de bu durumun beni blog yazmaktan soğutmasına izin vermek istemiyorum.


Düzenleme;
Şu yukarıda paylaştığım listeyi yapacağımı söylemiştim, hatta başlamıştım yapmaya ama sonra düşündüm de 30 gün üst üste her gün bir yayın paylaşarak, blog arkadaşlarımın "okuma listeleri"nde çok fazla kirliliğe sebep olacağım, o yüzden bunu bu blogta yapmaktan vazgeçtim. Bu ve buna benzer diğer listeleri not edebileceğim ayrı bir blogta toplarsam daha iyi olacak diye düşündüm. Böylelikle, hem arkadaşlarıma rahatsızlık vermeyecek hem de sadece liste yazanları takip etmem daha kolay olacaktır. Listeyi kaldırmadım, yine görüp yapmak isteyenler olabilir diye.


11 TEMMUZ 2018 / 15:50




MOTİFLEŞME ETKİNLİĞİ;


Mayıs ayının başında pek koşturmacalı ve ruhen yorucu geçen bir günümün sürprizi olmuştu bu şirin şeyler. Örgü Perisinin elinden çıkıp bahçemdeki ağacın dallarına konmuştu bu rengarenk motif. Bence blog aleminde olan ve bu satırlarımı okuyan herkes kimden bahsettiğimi hemen anlamıştır :) Çünkü hepimiz "örgü" denince aklımıza kimin geleceğini biliyoruz, onun örgülerini ezberledik, ona ait bir örgüyü de hemen ayırt eder olduk.

Ezgi'den bahsediyorum tabii. Bir "200 days of granny square" isimli proje başlatmıştı, ona katılanlar arasında bir motifleşme etkinliği oluşturdu sonrasında. Herkes birbirine bir motif örüp yolladı. Bana gönderen kişi de Ezgi olmuştu, daha duyduğum anda çok mutlu olup heyecanlanmıştım. Motifi elime aldığım günden beri bakışıp duruyoruz, gülümsüyorum mutlu oluyorum. Örme falan değil boyama bu resmen, öyle güzel ki anlatamam.


Bir de kart vardı tabii.. Kartları çok sevdiğimi biliyor,onun çektiği bahar fotoğraflarını çok sevdiğimi biliyor, Mart ayını çok sevdiğimi biliyor, bahar dallarını sevdiğimi biliyor ve hepsini bildiğini yazarak, kendi fotoğrafından oluşturduğu bu şirin kartı yolluyor bana.. Uzun bir süre bakıp gözlerim dolu dolu olmuştu, gerçi hala daha okudukça duygulanıyor mutlu oluyorum. Bir blog arkadaşlığı yapıyoruz ama birbirimizi ne güzel tanıyıp seviyoruz.. Bu arkadaşlıklar benim için bu yüzden çok çok değerli..


Bir de defter eklemiş bunların yanına.."güzel anılar biriktir" demiş.. kıyabilir miyim acaba yazmaya, öyle güzel ki o da.. Ve şu minicik iğdenlik..ah öyle sevimli ki.. Nasıl teşekkür edilir bilmiyorum, bir paketle beni bu kadar mutlu etti ya, bunun bir teşekkürü olur mu bilmiyorum hiç..

Şimdi de bloğunun yıldönümü olduğu için "Ezgissimo Sürpriz Kutusu adı altında bir paket hazırlıyormuş bizler için. Gerçi beni okuyan herkes Ezgi'yi de mutlaka tanıyor ve okuyor. O yüzden  bu haberi duymuşsunuzdur, ama ben yine de gözden kaçmıştır belki diye, buraya not etmek istiyorum. Eğer görmediyseniz katılmanız için.

Burada Ezgi gibi tanıdığım daha bir çok arkadaşım var; tanımış olduğum için kendimi şanslı saydığım ve mutlu olduğum..Bu blog mahallesinde, daha çok seneler böyle güzel arkadaşlıklar biriktirip, hep birlikte sağlıkla huzurla ve sevgiyle komşuluklarımızı devam ettirmeyi diliyorum.

14 MAYIS 2018 / 20:00

BLOG MUHASEBESİ MİMİ


Yeni bir mim başlatmış  Blogcu Sultan blog arkadaşımız. Ben daha önce tanımıyordum bu mim sayesinde rastlamış oldum bloğuna. Bu mimi dün Sevkoz cevaplamıştı onu okumuş ve çok sevmiştim soruları. Hatta o an mimlenmesem bile cevaplamayı düşünümüştüm bu mimi, ama gece beni sevgili Aslı mimlemiş zaten, pek mutlu oldum. Aslı'nın cevapları da burada.

Hayatımın her döneminde her konunun muhasebesini yaparım mutlaka. Her şey planlı her şey sorgulamalıdır benim hayatımda. Her yaşadığım günün özeti en ince ayrıntısına kadar kayıtlıdır defterimde. O yüzden bu mimi pek sevdim.


Blog Alemine Nasıl Girdin?

Ben, dönem-dönem ara verip tekrar dönsem de, blog alemine ilk olarak 2002 yılında merhaba dedim. Çok fazla gazete okuyor ve köşe yazarlarını takip ediyordum o dönem. O günlerde de işte bir şeyler yazıp duruyordum hep defterlerime, yarışmalara da katılıyordum çokca. Sonra bir gece aniden blog açmaya yazılarımı orada toplamaya karar vermiştim. Okuduğum kitapların yorumlarını ve kendi öykülerimi hikayelerimi not ediyordum oraya. Pek yazan yoktu ama, o yüzden uzunca süre ara vermiştim ve 2010 yılında çok fazla bir canlanma hareket olmuştu Blog Aleminde, işte o zaman tekrar dönmüş ve kendimi çok güzel komşulukların olduğu sıcacık bir mahallenin içinde bulmuştum. Şimdi de yine çok sıcak çok güzel bir ortam var, seviyorum bu dönemi de..

Hangi blog sana ilham oldu?

İlham aldığım bir blog olmadı. Blog alemini de kendim buldum, bloğumu açtığımda da okuduğum bir blog yoktu, hepsini sonradan bulup okumaya başladım. Ama sonrasında yazmak konusunda olmasa da bir çok farklı konularda ilham aldığım bloglar oldu tabii, her birinden bir şeyler ekledim hayatıma.

Bloğa yazdığın ilk yazınla son yazın arasında fark var mı?

İlk yazımı hiç kaybetmedim duruyor, ben bir fark olduğunu düşünmüyorum. Yazma şeklim değişti tabii o fark var, yine bir konu hakkında yazılar hikayeler yazıyorum bazen ama kitap yorumları yazmıyorum. Ve genelde yazdıklarım Güne Notum şeklinde hayatımın içinden kırıntılar.

Yakın çevrendeki insanlar bloğunu biliyor mu?

Ailem sadece blog yazdığımı biliyorlar, ama nerede ne yazdığımı önemsemiyorlar. Genelde çenemden yeterince dertli oldukları için bir de yazılı olarak beni dinlemeye katlanmak işkence olacaktır zaten :) Arkadaşlarımın da bazıları biliyor bloğumu.

Blog yazmak yaşantına ne kattı ya da çıkardı?

Elbette yazmak konusunda da hayatıma çok şey kattı ama en önemlisi de bir dolu arkadaşı hayatıma eklemiş olmasıdır. Blog yazmak sayesinde o kadar çok dostum, arkadaşım oldu ki. Hala daha yeni bloglar tanımaya devam ediyorum. Her blog yazarı ayrı masal..Hayatıma bir sürü masal katmış oldu blog alemi.

Şu anda bu mim yayını ile birlikte bloğunda kaç yazı ve kaç sayfa görüntülenmen var?

Bu bloğum ilk açtığım blog olmadığı için, önceki senelerde de başına bir olay gelip yazılarımın çoğu silinmiş olduğu için çok fazla yazım yok. Zaten uzun zamandır ara vermiştim, şu son bir kaç ayrdır tekrar bir merhaba diyerek yazmaya başladım bloğuma.
Ne kadar görüntülendim bunun pek bir önemi yok aslında, önemli olan ne kadar sevdim ve sevildim.. Sevmeye çok sevdim, sevildiğime de inanıyorum. O kadar çok arkadaşım oldu ki, buraya uğramasam "neredesin" diye soran, bir yorumda ya da yayında bahsettiğim bir şeyi okuyup detayını soran, beni merak eden sevdiğini dile getiren...bir çok arkadaş.. Benim için önemli olan tek şey de budur işte.

Hangi bloğun muhasebesini öğrenmek istiyorsun?

Aslında kimler yazdı kimler mimlendi bilemiyorum, bu ara biraz uzak kaldım bloglardan. Ama bence herkes yapmalı bu mimi. Ben mesela ilk gördüğümde mimlenmiş olmasaydım da yapacaktım.




11 MAYIS 2018 / 21:40

TAVAN ARASI;



Dün gece okumaya başladığım ve yarısına kadar gelip masamın üzerine bıraktığım kitabım bu. Sabah çok erkenden evden çıktığım için ancak bu saatlerde tekrar elime almaya vaktim oldu. Bu arada kitabım, geçen hafta düzenlemiş olduğum ama hala sonlandıramadığım "1Kart 1Kitap" etkinliğimde eşleştiğim Sevgili Esra'nın hediyesi. Bir kere daha teşekkür ederim Esra💕

Eve geldim ve artık kitabımı okumak için elime alacakken üzerinde gördüğüm şu bir parça "yün" yüzünden kitabımı alıp okuyamadım, onun yerine nostalji yapmış taa çocukluğuma kadar gidip gelmiş olduk ablamla. Buraya da yazayım Güne Not olsun istedim.
Kitabın üzerinde bir parça yün..🙈Bu aslında çok basit hatta bir anlam ifade etmiyor olabilir dışarıdan bakılınca. Ama benim için tüm hayatımın işkenceli özetidir işte 😌

4 ablanın en küçük kardeşi olmak, benim açımdan güzel bir şeydi. Ama tabii onlar açısından da güzel olsa da, epeyce zor geçen dönemleri de olmuş.
Mesela 2 küçük ablamın okul hayatları benim çocukluğuma denk gelmiş oluyordu. Evde bir küçük yaramaz çocuğun olması, onların tüm okul düzenini bozuyormuş. Ders masalarını kitaplıklarını düzenleyip, okula gidiyorlar ve eve döndüklerinde hepsi darmadağın yerlerde. Rengarenk kalemler defterler, bir birinden ilginç kırtasiye ürünleri karşısında çocuk nasıl dursun onları ellemeden ama, uzaktan baksın mı yazık değil mi?😌

2 büyük ablam ise o zamanlar aynı şikayeti; makyaj malzemelerinin karıştırılmasından, topuklu ayakkabı ve terliklerinin kırılmasından, dolaplarının dağıtılmasından dolayı yaşıyorlarmış.

Neyse, bu böyle devam etmiş, ben büyümeye başladıkça daha çok karıştırmışım, her biri ayrı ayrı çözüm aramaktan yorulmuşlar. 

Bir gün babaannemin yatağında çok fazlaca ağladığım sırada yanıma gelmişler, neden ağladığımı çözmeye çalışırken, yatağın içinden çıkan bir parça yünden korktuğumu anlamışlar. Sonra sonra  bunu devam ettirerek test etmiş ve artık emin olmuşlar. Zeynep yünden korkuyor!🙄

Tabii ablalarım sevinçten havalara uçmuş, o 2 küçük okullu olanlar, ders masalarına kitaplıklarının önlerine parça parça yünleri dizmişler. 2 büyük olan da odalarının her bir yerine yerleştirmişler. Ben de tabii kitaplığın başına gidip yünü görünce iç geçirerek uzaktan bakıp ayrılıyormuşum ellemeden. Makyaj malzemelerine ise hiiiç dokunamıyormuşum, en sevdiğim şey topuk kırmak..onu da yapamıyormuşum maalesef.🙄

O kısımları tabii hatırlamıyorum 2-5 yaşları arasındaydım. Sonra büyüdüm tabii, durum değişti mi? Değişmedi! Artık 6 yaşında aklı başında bir çocuk olsam bile hala deli gibi korkmaya devam ediyordum yünden. Bu sefer de hepsinin ortak şikayeti; onlara ait kitapları alıp seslice evin her köşesinde okuyuşum olmuştu. Onları hatırlıyorum tabii. 

Ama anlam veremiyordum o zamanlar. Ablamın masasından kitap alıp babamın yanında sesli okumama ablamın neden peşimden koşup o kadar tepki veriyor olmasına anlam veremiyordum. Alma kitaplarımızı diye bağırıyor deli gibi, ee bu sefer babam da ona kızıyor "çocuk okumak istiyor bıraksana" diye :)) Ama yazık nasıl bıraksın ki Beyaz Dizi kitaplarından almışım bir tanesini, ya da Gürpınar kitaplarından (kapakları çok hoşuma gidiyordu) nasıl bıraksın :)) Daha sayamayacağım, halka açık okunamayacak bir sürü kitapların içinden benim gelip hangi birini aldığımı alacağımı nasıl takip etsinler ki.
Hadii ona da çözüm aynı yol oluyor, kitaplıklarındaki tüm kitaplara yünleri yapıştırıyorlar.. Kökten çözüm! Tam elime alacakken görüyorum bırakıp kendi kitaplarımın başına gidiyorum!
Ne büyük sinirdi o, hala daha hissederek yaşıyorum bak o anları!

Eee şimdi yaşım 31, değişen ne oldu? Hiç bir şey. Hala çok korkuyorum yünden. Ablam da değişmedi tabii, hala beni böyle korkutmaya bayılıyor. Bu sabah eline geçmiş bir parça yün, almış okuduğumu bildiği kitabımın üzerine koymuş işte, neyse ki artık gücüm onunla başa çıkmaya yettiği için biraz korkuyor benden bu yüzden sadece üzerine bırakmış, yapıştırmamış, üfledim gitti 😌 Sonra oturduk bir tavan arası nostaljisi yaptık karşılıklı. "Neler çektik senden, bu yünler olmasaydı n'aapardık" diyor, ee ben hala çekiyorum ama! 



Zeynep
26 NİSAN 2018 / 16:55

İSİMSİZ ÖYKÜMÜZ;



Her şey Deep'in yazdığı bir öyküden sonra başladı. Şöyle bir fikir attı sevgili Berlin Berlin ortaya, Feride'nin de Deep'in de benim de çok hoşuma gitti. Fikir güzeldi ama başlama kısmı çok zordu, kim başlayacak nasıl başlayacak. Neyse ki Berlin Berlin bizi bu düşüncelerden kurtarıp başlangıcı o yaptı :) Bir öykü yazıyoruz, kısa bir kaç satır yazıp bırakıyoruz ve bir arkadaşımızı mimliyoruz. Sonra o arkadaş devam edip bir başkasını mimliyor. Mimleme nasıl olacak derseniz de, ilk yazı burada, katılmak isteyenler de BURAYA bir uğrayıp yorum olarak adını yazdırsın. Böylelikle kimleri mimleyeceğimizi oradan öğrenmiş olacağız.

Şimdilik 3 kişi yazmış oldu, benimle birlikte 4 oluyor. Korku ile başladı rüyaya uğradı, kedi girdi araya ve benim elime gelince ben de öykünün yolunu aşka çevirdim tabii :) Hayat yeterince zor ve yorucu bari öyküler masallar güzel olsun ama di mi :) Güzel şeyler olsun huzur olsun mutluluk olsun aşk olsun işte :)

Top bana ebemkuşağı ndan geldi, ben de tabii hemen Feride ye yolluyorum topu, yakala Feride.


Saçları terden yüzüne yapışmış, gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş, koşmaktan dizlerinde derman kalmamış bir şekilde, sokağın büyük caddeye açılan köşesinden ana yola fırladı. Zifiri karanlıkta bir arabaya rast gelme umuduyla koşmaya devam etti. Yolun karşı tarafında beliren ışığa biraz daha yaklaştığında, birinin kendine doğru geldiğini ve fısıldayarak "Öykü" diye çağırdığını duydu. 

Öykü, Öykü, Öykü, fısıldamaların şiddeti arttı, Öykü, kızım, hadi uyan, uyansana, hadi kızım, sabah oldu, okuluna geç kalacaksın, uyan. Bir sıçramayla uyandı, ah anne, sen miydin beni çağıran, ne işin vardı ışığın altında? Ne ışığı yavrum, kabus mu görüyordun sen, sana kaç defa dedim, uykudan önce gerilimli filmler izleme diye, hadi kalk artık, bir duş al, portakal suyunu iç ve dersine yetiş.

Neyse ki rüyaymış dedi Öykü. Derin bir nefes aldı. Sonra kalkıp lavaboya gitti. Yüzüne çırptığı suyla kendine geldi. Annesi içeriden iki lokma birşeyler ye diye sesleniyordu. Geç kaldım anne diye odasına gidip aceleyle giyindi. Annesine bir öpücük gönderip masanın üzerinde duran bir bardak sütü içtikten sonra kendini dışarı attı. Hızlı adımlarla ışıklara geldi.

Tam caddeden karşıya geçmeye hazırlanırken acı bir fren sesi duydu. Bir an geceki rüyanın etkisiyle arabanın kendisine çarptığını zannedip gözlerini kapattı. Sonra kendine gelip gözlerini açtığında yerde yatan bir kedi yavrusu gördü. Hemen kediyi kucağına aldı. Neyse ki birkaç ufak çizikten başka görünür bir yarası yoktu kediciğin. İlk dersi kaçırmıştı zaten. Eve dönüp annemden mi yardım istesem yoksa veterinere mi görürsem diye ikilemde kaldı Öykü.


Ama kısa sürede toparladı kafasını. Düşünmesine gerek yoktu ki, ne yapacağını o çok iyi biliyordu. Yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı. İçinde kelebekler uçuşmaya ve kalbi hızlıca atmaya başladı. Çünkü aklına gelen fikir onu heyecanlandırmıştı. Eve dönüp annesinden yardım almayacaktı elbette, kediyi veterinere götürecekti. Her gün okuluna giderken yolunu uzatıp kliniğinin önünden geçtiği, "acaba karşılaşır mıyım" düşüncesi ile kapısının önünde oyalandığı, aşık olduğu veterinere götürecekti kediyi. O veterineri de ilk, arkadaşının kedisini götürdüklerinde görmüştü..Zaten o anda da aşık olmuştu. Ondan sonra sürekli oraya gitmek için bahaneler buluyordu. Hatta veteriner onu geçen hafta kapısının önünden geçerken görünce içeri kahve içmeye çağırmıştı. Öykü o günden sonra daha çok görmek istiyordu veterineri. Hakkında bütün bilgiye sahipti.. Öykü daha üniversite 4. sınıftaydı, veteriner ile aralarında 3 yaş vardı...



KIR ÇİÇEKLERİ;


Sabahın en erken saatlerinde uyanıp kırlara koşan ve bin bir çiçeğin arasında kendinden geçen bu deli kızı görenler hiç de bahar alerjisinin olduğunu düşünemezmiş! Hapşurmaktan, kızarıp, kaşınmaktan canı o kadar yanıyor olmasına rağmen yine de çocuk gibi mutlulukla koşturup durmuş yeşilliklerin arasında 🌿🌸🍀🌼🌴

Eh tabii yanında getirdiği piknik sepetinden kurabiyesini ve kahvesini de çıkarıp bir şirin masa hazırlayıp huzurla yemeyi de ihmal etmemiş. Ama bir bakmış ki, aaa yasak olan başka şeyler de "yanlışlıkla" girivermiş sepetin içine..🙈Tüüh.. Nasıl olmuş hiç anlamamış, yalandan da şaşırıp üzülmüş gibi yapmaktan da utanmamış..🙊🙈

Ama madem gelmişler yememek olmazmış..Yemiş...ama hem yemiş hem vicdan azabı çekmiş, çünkü doktoruna da kendisine de söz vermiş zayıflayacağına dair.. Sonra hemen toparlanmış, bu güzel günü doya doya yaşamalıymış, nasılsa zayıflama konusunda hesabını doktoruna bir şekilde verirmiş. Öyle de yapmış..🎈🎈

Eve dönerken de bir demet kır çiçeği onunla beraber eve dönmek istemiş, kıramamış tabii onları almış getirmiş, masasının üzerine yerleştirmiş💐Mutluluktan havalara da uçuyormuş tabii, çok seviyormuş mis kokulu kır çiçeklerini. Çünkü vazonun içine koyulacak en güzel çiçeğin; böyle toplanmış kır çiçekleri olduğunu düşünüyormuş. Şimdi de onlara bakıp gülümsüyor gününü çok güzel başlatıp bitirdiği için de mutlu oluyormuş 🎈



Zeynep
14 NİSAN 2018 / 21:40


KUŞ CIVILTILARIYLA DOLU BİR SABAH;


Pırıl pırıl bir Nisan günü, güneş çok güzel ne yakıyor ne üşütüyor. Bu sevimli gün benim için çok güzel başladı, umarım öyle de devam eder. Aslında Nisan güzel başladı benim için, Nisan bir çok güzelliği barındırıyor içinde.


Kuşları çok seviyorum, beni bilen herkes bunu da biliyor zaten. Sadece kuşları değil, kuşlu olan her şeyi seviyorum. Şu sıralar hep kuşların arasında geçiyor zamanım, çeşit-çeşit kuşların arasındayım ve kuş gibi hafifim.


Böyle fotoğrafları kartpostal olarak sevdiklerime postalamayı da çok seviyorum. Bu sabah şu fotoğraflardan oluşturduğum kartpostalları postaladım yine bir çok sevdiğim arkadaşıma..Kuş gibi uçtular hepsi :)


Kuş gibi hafif geçsin gününüz, huzurlu ve sınırlaması olmayan şekilde özgür.. 


Zeynep
10 NİSAN 2018  /  10:55

Laleli bir merhaba;


En sevdiğim çiçek papatya ve gül.. Ama onlardan sonra listem yine devam ediyor tabii, ortanca var mesela bir de, papatyanın sırasını alamaz ama bir çok çocukluk anılarımın baş kahramanıdır ortancalar. Şimdi bir de lale eklendi bu sevdiğim çiçekler listeme. Birini çok sevince onun sevdiği şeyleri de seviyor insan.. İşte geçen seneden beri Lale de bu şekilde listeme girmiş olan bir çiçek.


Havalar çok fazla baharı yaşamamıza izin vermiyor.. Ama yine de arada güneş gülümsüyor, ben de o fırsatları değerlendirmeye çalışıyorum hemen koşuyorum parklara. Eh tabii lale zamanı olduğu için karşıma en çok çıkan çiçek de laleler oluyor. Bazı lale fotoğraflarımı kartpostal yapıp arkadaşlarıma postaladım, bazılarını çıkarıp masamın üzerine koydum bakışıyoruz. Eh bunlar da burada dursun istedim. Hem de bir merhaba demiş oldum bloğuma. Uzun zamandır uğrayamamıştım buraya, Mart ayına bir merhaba demiştim şimdi de hoşça kal diyeyim.


Şu sıralar ben de herkes gibi zamanın hızına yetişemiyorum diye şikayet edenlerdenim. "Yapmak istediğim şeyler" listesi ile "yapmak zorunda olduğum şeyler" listesi dolu dolu bana bakıp duruyor, ikisi ile de ilgilenmek için vaktim hiç olamıyor. Hafta başından her şey planlı gidiyor ama ortasına gelince işler karışıyor ve anlamadan da zaten hafta bitiyor. Zamana yetişemiyor olsam da, hayatımda güzel şeyler oluyor ve bu biraz dengeyi sağlayabiliyor.


Blogları okumaya da hiç geniş vaktim olamadı, ama bu hafta ara ara bakabildim. En çok mutlu olduğum şey blog okumak. Yazmaya vaktim olmasa bile okumak için mutlaka zaman ayırmaya çalışıyorum. Baharlık fotoğraflar çıkıyor karşıma ya işte onlar beni çok heyecanlandırıyor. Çiçekler kuşlar paylaşılıyor, nasıl mutlu oluyorum o postları okurken anlatamam. En sevdiğim mevsim bahar, onu her şekilde yaşamak mutluluk işte bana. Burada paylaşılan bir çiçek fotoğrafına bakmakla da bunu yaşayabiliyorum.


Ve Mart bitiyor.. En sevdiğim ay. Her sene olduğu gibi bu sene de yine bana çok güzel şeyler hediye etti. Bir çok güzel haberler verdi bana, güzel arkadaşlıklar, beklenen güzel sonuçlar.. Yani kısacası; Mart her zaman benim için yıl başıdır. Yeniden başlamaktır..Hoşça kal Mart..Nisan, sen de lütfen güzelliklerle birlikte gel, hepimiz için.

Zeynep
31 MART 2018 / 18:00




MERHABA MART;


Baharı çok seviyorum ben, ama Mart ayı ise bam başka benim için.. Mart benim en sevdiğim aydır. Doğduğum ay ve yılbaşı kabul ettiğim aydır Mart.. Bir çok sevdiğim arkadaşımın da doğum günü bu aydadır.. Güzel hatıralarımın hepsi Mart ayına aittir.. Senelerdir doktorlarımdan hastalıklarımla ilgili sevindirici ve iyi haberleri hep Mart ayında alırım. Unutamadığım gezilerimin hepsini Mart ayında yapmışımdır.
Yeni başlangıçlarım için hep Mart ayını seçerim. Mart, içinde farklı senelere ait binlerce güzel anımı saklayan en muhteşem aydır. Çiçekler gibi ben de Mart gelir gelmez hemen uyanır canlanırım. İçim kıpır kıpır olur. Güneş görmem şart değil ki, adı yeter Martın, canlanıp mutlu olmam için.
Hepimiz için tüm güzellikleri toplamış ceplerine doldurmuş, öyle gelmiş olsun Mart..Hepimizin yüzünü güldürsün.


Zeynep
1 MART 2018 / 13:45

NELER YAPIYORUM;


En sevdiğim yazı dizilerinden biri bu "Neler Yapıyorum" yazısı. Bir kaç blogda değişik şekilleriyle de olsa sıkça rastlıyorum ve okumayı çok seviyorum. Ben de yazmak istedim. Her zaman düzenli yazamam elbette ama umarım ki arada bir "Haftanın Özeti" olarak bu neler yapıyorumu yazma fırsatı bulurum. Bana güzel bir not olacak.

Seviyorum;  Şu sıralar yürüyüş yapmayı seviyorum. Aslında yürüyüşle pek aram yoktur ama sağlık için gerekli olunca ve bir kaç gün üst üste yürüyünce de alışıyorum, sevmeye başlıyorum. Ara verince yine soğuyorum o ayrı 🙈 Bu fotoğraftaki yol da, yaz kış yürümekten çok keyif aldığım bir yer. Çok seviyorum. Zaten bana yeşillik olsun.


Yiyorum;  Benim sebze yemekleri ile aram pek iyidir, kış sebzelerinden de en çok Karnabaharı severim. Ve son zamanlarda resmen karnabahar salatasına takıldım, sabah akşam yiyorum desem yalan olmaz. Brokoli salatasını yapıyordum ama karnabahar salatasını ilk defa bu kış öğrendim ve takıldım. Onun yanında bir de (yakınımdaki bir bahçeden) dalından elma koparıp yiyorum sıkça.


İçiyorum;  Şeftali suyu içiyorum. Midem çok hassas şu günlerde, şeftali suyu da çok iyi geliyor bana. Gerçi her şişeyi açtığımda yazın sıcağında ne zorluklarla onları hazırladığım geliyor aklıma, içmeye biraz kıyamıyorum 🙈
Ve tabii günlük 3 litre suyumu da hiç aksatmadan içiyorum.


Hissediyorum;  Sakin hissediyorum.. Yani çok yorgun ve hızlı yaşadığım bir dönemi geride bıraktığım şu günlerde hissim bu.




Yapıyorum;  En çok mutfakta bir şeyler yapıyorum. Birinci sırada ise incirli kurabiye var, en sevdiğim kurabiyedir. Bazen yapıp dağıtıyorum, bazen arkadaşlarımı kahveye çağırıp yediriyorum bazen de paketleyip doğruca parka gidiyorum ve soğuk havaya aldırmadan sanki yaz gelmiş gibi piknik yapıyorum. Bazen güneş de acıyor halime, arada gülümsüyor işte masama yüzüme :)


Hayalini Kuruyorum;  Hayal kurduğum şeyler çok fazla tabii, bir balık olunca insan hayalleri de çok oluyor. Ama ara ara olduğu gibi şu günlerde de, çocukların hasta olmamasının hayalini kuruyorum.. Elbette çocukların başına kötü hiç bir şey gelmesin ama çaresiz hastalıklar da gelmesin.. Şu fotoğrafta görünen rengarenk pencereler bir çocuk onkolojisi hastanesine ait.. Pencereler duvarlar renkli olsa ne olur ki, içindeki çocukların acı çekmesini engelleyebiliyor mu.. İşte kanserin çocuklara uğramadığı bir zamanın hayalini kuruyorum..





Okuyorum; Bu hafta yeni bir kitap alamadım elime, hem dikkatimi veremiyor hem de çok geniş vakit bulamıyorum..  "Asi kızlara uykudan önce hikayeler"i alıyorum ara-ara.. Ben bu kitabı çok seviyorum her bir satırını ezberlemiş olmama rağmen, bazı geceler yine bir göz atmadan duramıyorum. Ve bir de kafam çok dolu olup yeni bir kitaba başlayamadığım sıralarda elime alıyorum okuyorum. Herkesin elinde olmasını istediğim bir kitap bu.


Dinliyorum;  Ezginin Günlüğü-Hişt Hişt bu şarkıyı dinliyorum, çok sıkça. Seviyorum çok ama galiba bu kadarçok dinlemem de baharı çok özlememin etkisi var 🙈


Böyle geçirdiğim bir haftanın son saatleri.. Ve şimdi bu haftayı geride bırakıp yeni bir haftaya  merhaba demek için hazırım.. Güzel haberler alıp güzel haberler verebileceğimiz bir yeni hafta bizi bekliyor olsun.

Zeynep
25 ŞUBAT 2018 / 22:50



BENİ BEN YAPAN SEVDİĞİM ŞEYLER;


Ezgi çok güzel bir mim başlatmış, beni de mimlemiş, onun maddeleri burada, ben çok sevdim konusunu hemen yazmak istedim. Aslında hepimiz yapalım bu mimi, sevdiğimiz şeyleri ortaya çıkarmak da, diğer yazanların maddelerini okumak da çok güzel olacak..
Ben Ezgi'nin yazısını okurken evimin yakınlarındaki bu fotoğraftaki kuş yuvasının karşısındaydım.
Ve her önünden geçişimde bu yuvayı görünce gülümsüyorum bugün olduğu gibi. O yüzden ilk madde de yazının fotoğrafı da ona ait olsun istedim.


  • Kuş yuvaları beni mutlu ediyor, kuşları ve kuşlu her şeyi özellikle kupaları çok seviyorum.
  • Hamurla uğraşmak beni inanılmaz rahatlatıyor, saatlerce ekmek yoğurmayı mesela çok seviyorum.
  • Pişirdiğim ekmeğin eve yayılan kokusunu ve fırından çıkar çıkmaz tereyağ ile yağlayıp yemeyi seviyorum. Aynı şey yaptığım poğaça ve simitler için de geçerli.
  • Ah simit demişken onu da çok seviyorum, simit-çay-peynir-domates olsun ben başka yemek istemem, sabah akşam yiyebilirim onları. 
  • Minicik bahçemde uğraşmayı seviyorum. Bahçemde yetiştirdiğim ürünlerimin bana gülümsemesini seviyorum. Çiçeklerimin açmasını seviyorum.
  • Akşama salata için marul ve soğan topladım az önce bahçeden, emeklerimin karşılığını almamın mutluluğu bu ve tarifi yok mesela..her salata yapışımda da yaşıyorum bunu ve çok seviyorum.
  • Yaz sabahları da kahvaltı için yine bahçeme koşup ektiğim biber-domates-salatalardan koparıp hemen bir köşeye minik bir kahvaltı masası hazırlamayı seviyorum.
  • Mandalinayı çok seviyorum, yakında vedalaşacağımızı düşündükçe üzülüyorum ve çokca yiyorum. Mandalina kokusunu da çok seviyorum şimdi mesela kolonyası çıkmış ya ayy nasıl mutluyum. 
  • Pasta yapmak beni çok mutlu ediyor, ama en çok pastayı süslemesini seviyorum.
  • El nakışını çok seviyorum, çarpı işini de seviyorum onlar bana harika bir terapi.
  • Çevremdeki sevdiğim insanlara onları çok sevdiğimi söylemeyi de çok seviyorum.
  • Sabah uyandığımda Anneme ve Ablalarıma sarılmayı seviyorum.
  • Parkları çok seviyorum piknik alanlarını yeşilleri çok seviyorum. Bahar geldi mi piknik sepetim hep kapıda hazır bekler, tek başıma bile olsam sepetimi alır parklara giderim, piknik yapmayı seviyorum. 
  • Çocuklarla oynamayı çok seviyorum, özellikle sakin akıllı çocuklarla muhabbet etmeye bayılıyorum.
  • Hangi gün olursa olsun sabah ezanıyla güne başlayıp kuşların şarkıları eşliğinde günün aydınlanmasını izlemeyi ve erkenden ailece kahvaltı masamıza oturmayı seviyorum.
  • Papatya ve Ortanca en sevdiğim çiçek, nerede bir papatya görsem mutlu oluyorum.
  • Anı biriktirmeyi seviyorum, defterime güne ait fotoğrafları yapıştırıp yazılarını yazmayı seviyorum.
  • Her türlü kahve içmeyi ve her türlü kurabiye yemeyi çok seviyorum.
  • Kitap okumayı da seviyorum zaten zamanımın çoğu kitaplarımın arasında geçiyor. Onların içinde de en çok polisiye okumayı seviyorum.
  • Yüzü gülen neşeli coşkulu insanları seviyorum.
  • Her sabah bir kaç arkadaşıma günaydın mesajı yazmayı seviyorum.
  • Önemli gün olmasına gerek yok, vakit buldukça kurabiyeler yapıp onları bir de kurdele boncuk ile süsleyip komşularımıza götürmeyi onları mutlu etmeyi çok seviyorum.
  • Mektup ve kart yazıp yollamayı ve almayı çok seviyorum.
  • Kitap hediye etmeyi çok seviyorum.
  • Hastanelerde tanımadığım hastaları ziyaret etmeyi de seviyorum.
  • Bu mimi başlatan Ezgi'yi çok seviyorum 💕
  • Ve son olarak LÖSEV'e yardım etmeyi çok seviyorum.
Bu liste o kadar çok uzar ki, o yüzden  ben sadece bugün yaşadığım şeyleri düşünerek ortaya çıkardım bu maddeleri.. .Çok güzeldi durup düşünmek ve sevdiğim şeyleri listelemek. Ezgi, çok teşekkür ederim, yine hepimizi canlandırmış oldun bence :)
Ben kimi mimlesem bilemedim, dediğim gibi herkesin yapmasını çok istiyorum, ama yine de daha önce başkası tarafından davet edilmemişse eğer şu arkadaşlarımı mimlemek istiyorum;



Zeynep
23 ŞUBAT 2018 / 17:50

Güneşli bir şubat;



Bu fotoğraf aslında yaşadığımız bu kış aylarının çok güzel bir özeti. Kış odunlarının önünde açan yaz çiçekleri. Odunlar çok az kullanılmış, yarısı bile eksilmemiş daha.. Önünde ise çiçekler sanki yaz mevsimi gelmiş gibi coşku ile açılmış saçılmış..🌸💮🌼

Güneş de nasıl çiçekleri canlandırıyor, onlar da iyice bir nazlanıyor şımarıyor.. Ee resmen bir yaz günü gibi işte.
Biliyorum hiç iyiye işaret değil bu havalar ama yine de bana o kadar iyi geliyor ki. Güneş varsa, biraz da yeşil ve çiçekler..tamam benden mutlusu yoktur.  Benim mutluluklarım böyle basit ve ulaşılabilir şeyler..🎈

Ama şu sıralar çevreme bir bakıyorum da..yüzü gülen kimse yok.. Herkes bir dertli..keyifsiz..Onlara göre büyük sebepler belki, ama yine de bu kadar zor mu hayatın bizler için ayrı ayrı hazırladığı kötü sürprizlerine gözümüzü kapatmak? Ve içimizde her şeye herkese sevgi beslemek gerçekten çok mu zor? Bence bu o kadar zor olmamalı.

Yani çok üzülünce geçiyor mu derdimiz.. çok sevinince mesela bırakmıyor mu bizi sevinçler, terk etmiyor mu?
Değer mi işte kalbi bu kadar yormaya.. Gündüz olur, gece olur, sakin sularda renkler daha belli olur.
Gözlerini yorma gözyaşlarınla, kabini yorma üzüntülerle, beynini yorma kaygılarla... Değer mi bu güzel hayatı yaşamak varken? Değmez.. Çevremdeki herkese söylemek istiyorum bunu.. Nefes almak çok güzel bir şey 💕




Zeynep
15 ŞUBAT 2018 / 21:45



200 DAYS OF GRANNY SQUARE


Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, çağlar atılsın biz bayanların fıtratı asla değişmez, değişmiyor.
Yıllar önce ablalarımız  kapı önlerinde, parklarda bahçelerde ya da evlerde toplanarak bir birlerine motifler vererek örgülerini yaparken bizlerde şimdi aynı şeyi bilgisayar başında bir birimize motifler vererek örmeye  başladık.

İnsan ruhu işte, hiç değişmez.
Ezgi bir proje başlattı, adına da; "200 Days Of Granny Square" dedi. Başladığı epey olmasına rağmen bir çok kişi yeni haberdar oldu ve katıldılar. Hatta aradaki günleri/açığı bile kapattılar. Hepimiz çok keyif alıyoruz, hepimizin söylediği tek şey; "bir canlılık hareket geldi" Evet bu çok doğru.

Aynı eski günler gibi oldu işte.. Belki ilerleyen günlerde kenarda da bir dedikodu sayfası açarız, bir motif yapıp iki laf söyleriz.. Ama eski daha mı güzeldi, yoksa yeni mi güzel onun kararını vermek çok zor..

Eskiye ait bir şeylerle karşılaştığımızda hiç bir zaman küçümsemeyelim, basit görmeyelim..Her şey o zamana göre çok kıymetli çok önemli çok da güzel bir şey.
İşte biz de döndük dolaştık geldik yine Babaanne Örgülerine.
Her şey eskisi gibi, belki aynı ortamda oturup örmüyoruz ama bakınca bir birimize o hissi veriyor, ayrı-ayrı ama aynı gibi örmelere başladık yalnız tek bir eksiğimiz var, o da; "Ayy falan arkadaş motifini veremezmiş, yeminliymiş..bir tek çeyizde görülecekmiş başka yerde görülemezmiş..." 🙈internet bütün gizlilikleri açığa vurduğu için bizim böyle fantazilerimiz yok maalesef ☺

Bu projeye katılmaya karar verdiğim gün karşıma böyle bir kocaman örnek çıkmıştı. "Sen de mi katıldın bizim aramıza" dedim, tam da bizim motifler gibi hepsi farklı desen farklı renk. Pek konuşkan değildi, çok bir şey anlatmamıştı ☺

Çok keyif alıyorum, yapılan motiflere bakmaktan, katılan yeni arkadaşları keşfetmekten. Ben de başladım yapmaya, ama şu sıralar sürekli dışarıda işim olduğu için fotoğraf çekemedim. Bir de ben çok yeni başladım daha, hem projeye yeni başladım hem örgüye 🙈 Öğrenebilmem de, açığı kapatmam da epey zor olacak.

Ezgi'ye herkes gibi ben de çok teşekkür ediyorum, hayatıma renk ve hareket kattığı için💕🎈


5 ŞUBAT 2018 / 11:40



Ocak Ayına Veda;


Ocak Ayı biterken şöyle bir geriye dönüp baktım ve neler yaptıklarımı fotoğraf günlüğü ile not etmek istedim buraya.

Bahçemizin sadece tek bir vazoluk kalan sarı çiçeklerini toplayıp penceremin önüne yerleştirerek güneşle birlikte Ocak ayının ilk gününe böyle merhaba demişim.
Çook sevdiğim yazar olan canım Tami Hoag, son kitabını elimde tutup okumaya kıyamıyordum ama daha fazla bekleyememiş ve okumuşum.
Yine vücudum mikroplara yenik düşmüş ve bitki çaylarında şifa aramışım..
Dan Brown kitabı Başlangıç'ı zorla okumuşum hiiç beğenmemişim ve; "otur sıfır Dan Brown!" diyerek kitabı görmeyeceğim bir yere kaldırmışım.
Canlı çiçek bulamamışım penceremin önüne çok sevdiğim bir ablamın hediyesi olan rengarenk keçe çiçeklerimi yerleştirmişim.

Blog Aleminin LeylakDalı'sı, herkesin Nurşen Ablası..harika bir kitap yazmış, bayıla bayıla okumuşum kitabını çok sevmiş herkese de tavsiye etmişim.
Şirin bir köyün şirin bir evine misafir olarak gitmişim, dönüşte de hayranı olduğum pencerenin fotoğrafını çekmişim yine.
Aynı Trendeki Kız gibi Karanlık Sular kitabını da okumuşum ama sevsem mi sevmesem mi karar verememişim.
Tek başıma sessizce çıkmış saatlerce Cumalıkızığın dar sokaklarında dolaşmışım.
Mutfakta bir şeyler yapma keyfimi abartarak, tariflerim için eve aldığım çikolataların hesabını tutamamaya başladığım bir gün vicdan azabı çekmiş olmalıyım ki yeni bir çikolatalı pasta tarifine bakarken kendime engel olmak adına Canan Karatay'ın kitabını alıp çikolatanın zararları bölümünü okumaya başlamışım..Ama yine de o tarifi gözümün önünden kaldırmamışım 🙈

Kapalı alanlar beni öyle sıkıyor ki, benim mekanlarım hep parklar bahçelerdir..yine çok sevdiğim bir bahçede güneşlenerek çayımı içmişim.
Postadan kartlarım gelmiş çayıma eşlik etmiş.
Karatay kitabının etkisi çok uzun sürmemiş ve yine pasta yapmak için malzemeler almanın peşine düşmüşüm.
Zaten eve döner dönmez de çikolatalı pastamı  yapmışım 🙈
Çitlerle çevrili evlere bayılırııım, benim çocukluğumun geçtiği evlerimizin bahçeleri de hep çitlerle çevriliydi, yine çitli bir ev bulmuş hayran hayran seyretmişim..

Sabah 7:30'da yaptığımız kahvaltımız için 6'da uyanıp yeni bulduğum bir tarifi deneyerek minik pizzalar yapmışım.
Çok kilo alıyorum diye ağladığım bir gün vicdanımı rahatlatmak adına yürüyüş yapmaya karar vermiş ama yürümektense banklara oturup kozalaklarla konuşmayı tercih etmişim☺
Canım Ursula...öldüğünü düşünmek bile istemiyorum hala..ama haberini aldığım gün "Karanlığın Sol Eli" kitabını elime almış okumuşum..
Bursa'mı ne çok seviyorum, istediğim an yeşile de maviye de ulaşma imkanımın olması öyle güzel ki..yine mavinin yanına koşmuşum denizi ve kuşları izlemişim..
Uzun zamandır elime almadığım çarpı işime vakit ayırmışım.

Çok güzel bir kırtasiye keşfetmiş ve tabii kartpostalların önünde kendimden geçmişim.
Arkadaşım kandil simitini çok seviyor diye ona simit yapmışım ve iş çıkışı çaya çağırmışım.
Kurtulamadığım gripten ve diğer salgınlardan iyileşebilmek adına nane limon çayımla ayrılmaz ikili olmuşum.
Uzaklardan gelen kartlarımla mutlu olmuşum.
Ve son olarak da, bahar gibi bir gün yaşatan güneş sayesinde terasta oturup çayımı içmişim. Ocak ayına veda etmişim...

Hoşça kal Ocak.. Ve Şubat, güzellikler getir lütfen..hepimize.


31 OCAK 2018 / 21:45



Baharı özlüyorum;


Güneş öyle güzel ki.. Odamda masamın üzerine bakıyor, ayrı şekiller çiziyor..Terasta duvarlara bakıyor ayrı şekiller oluşturuyor.. Bayılıyorum izlemeye.
Soğuk olmasına rağmen güneş öyle güzel bakıyor ki yüzüme, aldım çayımı elime çıktım terasa, karşıma da oturttum baharı hatırlatacak yağlı boya tablo gibi tepsimi, kapadım gözümü kış değil de sanki bahar mevsimindeymişim gibi hissettim kendimi.
Oysa ki bu sene söz vermiştim kendime, her mevsimi ayrı seveceğim diye.. ama yok olmuyor. Ben yeşil olmazsa güneş olmazsa canlanamıyorum..Bahar olmalı bana hep, güneşi göremezsem çiçekler gibi ben de solup gidiyorum..


Zeynep
28 OCAK 2018 / 12:45




Bir kart ile mutlu olmak;


Kar yağar diye beklerken güneş gözümüzün içine baka-baka gülümsüyor bizlere. Hava karanlık ve kapalı olunca benim içim de kapanıyor, seviyorum güneşi ama bu defa da hastalıklardan kurtulamıyor mikroplardan temizlenemiyoruz.. Güneşi de gezerek değerlendirmek yerine evde oturup NaneLimon çayı eşliğinde pencereden izlemek zorunda kalabiliyoruz işte.
Herkesin şikayeti aynı, bir türlü geçemeyen mikrobik hastalıklar.. Doktorlar sebep olarak değişik-değişik şeyler söylüyor olsalar da, sebebi havadaki mikroplar işte. Bir de bağışıklık sistemimiz güçsüz ise hemen teslim oluyoruz hastalıklara. Keyif saatlerimize de kahve değil bitki çayları eşlik etmiş oluyor.


Tam biraz iyileşebilirim düşüncesi ile Nane Limonumu içip güneşin masada çizdiği şekilleri izleyerek gülümsediğim sırada postacı geldi. Gülümsemem iki katına çıktı. Kimden ne geldiğini bilmesem de, o postacıyı görmek hep mutluluk ve heyecan veriyor işte bana.
Tabii zarfı elime alır almaz mutluluğum daha çok arttı. Çünkü o zarf çoook uzaklardan ama çook sevdiğim bir blog arkadaşımdan gelmiş meğer.. Hemen açmaya çalışırken postacı "şu 2 zarf da size ait" dedi. Hepsini aldım karşıma oturttum. Uzun-uzun seyredip gülümsedim. Sonra içlerini açıp okumaya başladım..
Ah Yasemen, benim eski blog arkadaşlarımdan çok sevdiğim bir Masal Kahramanım.. Evet ben ona öyle diyorum.. Masal gibi işte onu okumak izlemek.. Her defasında içimi kıpır-kıpır yapar ona ait bir şeyleri okumak ve elimde tutmak. Her yılbaşı zamanı bana hiç aksatmadan kartımı yollar, bazen çok geç gelir bazen gelmez ama o hiç vazgeçmeden yollar bana. Benim ona yolladığım kartlar hiç ulaşmasa da, onun kartları kaybolmadan bana gelmenin bir yolunu buluyor hep.

Diğer kartlarım da yine uzaklardan gelmiş ve yine eski blog arkadaşlarımdan her ikisi de. Bir kart ile mutlu olur mu insan? Olur.. Hatta hastalık falan kalmaz, o kadar keyiflenir ve iyi olur ki ☺

Hep diyorum işte, blog alemi bir başka..diğer sosyal medya hesaplarına benzemiyor.. Sıcaklık var burada, sevgi ve samimiyet.. Öyle takipçi sayısıymış okunma sayısıymış onların hiç önemi yok, blog ortamına girdiysek o sıcacık sevgi dolu tüm insanlarla bir şekilde kesişmeye başlıyor yollarımız. Sonra da kopmamak üzere bir bağ oluşuyor aramızda. Hep çok değerli benim için blog ortamı.. Uzun bir zaman oldu bırakıp ara verdiğim, ama sanki hiç ara vermemiş gibi yine kaldığım yerden devam edebiliyorum. Blog yazmak da, okumak da hala çok fazla keyif veriyor bana ☺

Ve kart yollamayı almayı da çok seviyorum. Evet teknoloji çağında da yaşasak ben bundan hiç bir zaman vazgeçmeyeceğim.


                                                                                                                                                               
Zeynep
26 OCAK 2018 / 15:55



Kahvaltı mutluluktur;



Öyle hiç; "yazmak istiyorum yazamıyorum" ya da "bundan sonra hep yazacağım" gibi şeyler söylemeyeceğim artık, direk yazmak istediğim konuyu yazacağım...

Önemli günler önemli davetler beni çok sıkar..
Sıradan olaylar benim için çok daha önemlidir. Tıpkı her gün yapılan kahvaltı gibi..
Doyamam.. her gün aynı saat, aynı kahvaltı takımları, aynı yiyecekler.. Ve aynı üyeler; Babam Annem Ablalarım...
Bıkmadım, bıkmam..
Ama özel bir yemek davetinden bıkarım sıkılırım işte, alışkanlıklarımdan vazgeçmem çok zor benim..

Hayat boyu her gün aynı saatte kahvaltı masamızı kurduk, bazen bahçemize, bazen balkonumuza bazen mutfak bazen de odamıza..Kurulan masanın yerleri ve üyeleri hep aynı, ufak tefek değişiklikler olabiliyordu sadece..
"Bakın, bu kahvaltı tabaklarımızı yeni aldım, bunlarla yiyeceğiz artık.."
"Bize gülmeyi unutturmasın diye şu gülen peçeteleri aldım kahvaltı masamız için"
gibi değişiklikler olabiliyordu. Masa örtümüzü de yine sık sık değiştirebiliyorduk..Ama yine her gün olan bu sıradan olay benim için çok değerliydi..
Ve son günlerimizdeki bu sıradan olayımız bana diyor ki;
"Bu sıradanlığı yarın bir gün çok özleyeceksin ve ulaşamayacağın yerlere gelecek.."
Evet biliyorum.. maalesef o günlere ayak bastık bile.. Artık kahvaltı masalarımız eksik olacak belki de bu öğünü tamamen hayatımızdan çıkaracağız..

Öğle ve Akşam yemeği için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim ama kahvaltı mutluluktur.. Yani her kahvaltıda bir mutluluk payı var, mutlaka aramalı ve bulmalı..kahvaltılar mutluluğun çağrısıdır.. Ve ailece bir masanın etrafında toplanılmış kahvaltı saatlerinizin kıymetini bilin, yarın bir gün o değerli şeyin elinizden kaybolacağını hiç aklınızdan çıkarmayın..

Günlerden sonra ilk defa bu sabah tüm aile üyeleriyle eksiksiz  toplanabildiğimiz kahvaltı masamızın çiçeği bu rengarenk çiçeklerdi.. Bana; "iyi ki blog yazmışım da tanımışım" dedirten çok değerli Ablamın hediyesiydi.. Bu güzel günümüze de değer katmış oldu çiçeğim..



Zeynep
24 OCAK 2017 / 13:50



Aynı kalmak güzel;


30 oldum. Ve bu yılıma bu yaşıma kadar edindiğim bir tecrübe; hep aynı kalmak en güzel.

Hep aynıyım ve mutluyum.
Yediğim içtiğim, yemek saatlerim, kıyafetlerim, kitaplarım-kitaplığım, eve dönüş saatlerim, evden çıkarken izin almam, kavgalarım, korkularım, düşlerim, gülüşlerim...Hep aynı...

Tıpkı deniz gibi.
Yağmur yağar artmaz, güneş açar azalmaz. Taşmaz kıyıları aşıp, içinde yaşar dalgalarını, sakinliğini berraklığını.. Her gün bir başkadır, ama hep aynıdır.
Biz yıllar sonra da geçsek biliriz ki deniz oradadır, hep aynıdır.
Değişen etrafıdır, etrafındaki evler, sahil boyu yürüyen insanlar...

Ben de düşündüm ki; daha ilerilere gitmek, makam-mevki edinmek, tarz değiştirmek, yorgunluk..
Eğer aynı kaldığım yer çiçek bahçesinde bir çiçekse; hep aynı kalmak en güzel. Şu zamanda ihtiyaç duyduğum tek özellik huzur.

İnsana yakışan güzel hasletlerle hep aynı kaldığımda, kaybolan yıllarım olmayacaktır. Bu da bana huzur verir.

Beni bırakıp giden, değişen, kimi zengin kimi bilgin olan sevgili arkadaşlarım; ben hep aynıyım. Eğer bir gün bir özleme gelirseniz; evim de aynı ev telefonum da aynı... Beni hep aynı bulursunuz.
Ben de çok sevdiğim insanları, aynı zile basıp aynı kapıyı açınca aynı bulmak isterdim!

Ama bu fikrime acayip bakmayın. İnanın güneş hep aynı, ay hep aynı, yıldızlar, bulutlar... Ben duymadım güneşten bıkanı, yıldızların şeklini değiştirmek isteyeni.
Elimizdeki güzelliklerle hep aynı kalmayı diliyorum..


Zeynep
15 Mart 2017: 18:30

Merhaba Mart, Merhaba Bloğum;



Alışkanlıklarımdan vazgeçemem hiç bir zaman. Yeniliklere açık bir insan olamadım ben.
Bir şeyi ilk elime aldıysam onu bir daha bırakmam, yerine yenisini daha güzelini alsam bile o ilk benimle olur her zaman.
Her konuda böyle.
Mesela fotoğraf makinem, ilk aldığım makinemin üzerinden bir kaç tane daha makine geçti elime ama benim elimde hala o ilk makine var, bırakmam onu.
İlk aldığım bilgisayarım, defalarca ölümlerden döndü ama ben ısrarla onu yaşatmak için çırpınıp duruyorum ve bir gün onu kenara bırakmak zorunda kalacağımı aklıma bile getirmek istemiyorum.

Bloğumun ismi de öyle.
İlk blogger kaydım 2003 yılında idi, bir kitap bloğu olarak.
O zamanlar tek tek bloglar vardı ve tek bir konu üzerine idi.
Çok hareketli değildi yani blog alemi ama çok candan bir kaç arkadaş kazandırmıştı bana.
Sonra ara verip 2010 yılında tekrar başlamıştım ve o zaman her şey daha farklı daha keyifliydi.
Bloglar arasında bir kitap kulübü kurmuş, bir çok bloğu ve blog arkadaşlarımı o sayede bulmuştum.
Çok güzel anılar biriktirmiştim senelerce, buraya yazmak ve okumak her zaman mutlu etmişti beni.

Bloğumun ismi hep "İncirli Kurabiye" idi, ama geçen senelerde bir gün bloğumun başına kötü bir şey gelmiş elimden almışlardı onu.
İçindeki bir çok yazım silinmişti, ismini çalmışlardı..
O günden sonra soğumuştum bloğumdan..
Tekrar yazmak için çabalamıştım elbette ama hani ismi artık İncirli Kurabiye değildi ya, o rahatsız ediyordu beni..
Bir kaç yazımı kurtarmış olmama rağmen, başka bir isim alıp tekrar yazıyor olmama rağmen yabancıydım bloğumda..
Çünkü ismi ilk isim olan İncirli Kurabiye değildi.
Çünkü ben yenilikleri değişiklikleri kabullenebilen biri değildim.
Çünkü ilk ismi yani alıştığım ismi burada görmeyince buraya "benim" diyemiyordum.

Hala İncirli Kurabiye'yi almak için çabalıyor olsam da, bu çabalarım hep sonuçsuz kalıyordu.
Ama ben blog yazmayı da özlüyordum, yazan arkadaşlarımı düzenli takip edebilmeyi de özlüyordum.

Bu yıl kendime verdiğim sözlerden biri de; ismi ne olursa olsun bloğuma geri dönmek tekrar yazmak idi.
Benim için yılın başı Ocak değil, Marttır her zaman.
Ve Mart geldiğine göre yıl başı olduğuna göre, söz verdiğim gibi bloğuma dönmem gerekiyordu.
İsmi elbette tam İncirli Kurabiye olamamıştı ama en azından "kurabiye"sini yazdırabilmiştim.

Tekrar güzel anılarımı burada biriktirmek için, o geçmişte olan bloglar arasındaki heyecanlı günleri tekrar yakalayabilmek için;
Merhaba Canım Bloğum..



Zeynep
1 Mart 2017 / 15:00

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...